Avrupa Birliği’nin (AB) “net sıfır” emisyon hedefine ulaşma yolculuğunda kritik bir adım atılıyor. Danimarka açıklarındaki Kuzey Denizi’nde bulunan ve bir zamanlar fosil yakıtların çıkarıldığı Nini petrol sahası, artık gezegeni ısıtan karbondioksitin (CO2) deniz tabanının 1.800 metre altında kalıcı olarak depolanacağı bir tesise dönüştürülüyor. Greensand adı verilen bu proje, önümüzdeki yıl ticari faaliyetlerine başladığında, AB’nin ilk tam kapasiteli açık deniz CO2 depolama tesisi olacak.
Peki, Karbon Yakalama ve Depolama (CCS) teknolojisi, iklim kriziyle mücadelede gerçekten bir çözüm mü, yoksa sanayinin emisyon azaltımını erteleme bahanesi mi? Avrupa Birliği neden 2040 yılına kadar bu alanda devasa bir depolama kapasitesi geliştirmeyi hedefliyor? CCS, Danimarka gibi küçük bir ülkenin emisyonlarının yüzlerce yıl fazlasını depolama potansiyeli sunarken, küresel emisyonların yalnızca çok küçük bir kısmını yakalayabilmesi bu teknolojinin sınırlarını nasıl belirliyor?

Avrupa’nın iklim stratejisinde yeni dönem
Avrupa Birliği, 2050 yılına kadar “net sıfır” emisyona ulaşma planları kapsamında, CCS teknolojisine büyük bir rol biçiyor. AB, 2040 yılına kadar yılda en az 227 milyon ton CO2 depolama alanı geliştirmeyi önerdi. Greensand projesi, bu devasa hedefe ulaşmada atılan ilk büyük somut adımdır ve INEOS Energy Europe CEO’su Mads Gade tarafından savunulmaktadır.
Gade, “Avrupa’yı sanayisizleştirmek istemiyoruz,” diyerek, CCS’nin emisyonları azaltmanın en iyi yollarından biri olduğunu ve sanayinin rekabet gücünü kaybetmeden karbonsuzlaşması için elzem bir araç olduğunu belirtiyor. Kimya devi INEOS, başlangıçta yıllık 363 bin ton CO2 depolama kapasitesine sahip olacak, ancak 2030 yılına kadar bu miktarı yılda 7,3 milyon tona çıkarmayı hedefliyor.
- Petrol Çıkarmanın Tersi: Proje, petrol çıkarma işleminin neredeyse tam tersi bir süreçle, sıvılaştırılmış CO2’yi deniz tabanının 1.800 metre altındaki tükenmiş petrol rezervuarlarına enjekte etmeyi planlıyor.
- Lojistik Hazırlık: Danimarka’nın Esbjerg Limanı’nda geçici depolama için bir “CO2 terminali” inşa ediliyor ve Hollanda’da “Karbon Yok Edici 1” adı verilen özel bir taşıyıcı geminin yapımı sürüyor.

Greensand Projesi’nin teknolojik güvenilirliği
Projenin başarısı, Kuzey Denizi tabanındaki jeolojik yapıya dayanıyor. Danimarka Jeoloji Araştırmaları Kurumu uzmanları, Yeşil Kumtaşı (Greensand) kayasının sıvılaştırılmış CO2’yi depolamak için son derece uygun olduğunu belirtiyor. Kıdemli araştırmacı Niels Schovsbo, kaya hacminin yaklaşık üçte birinin küçük boşluklardan oluştuğunu açıklıyor.
Tavsiye Edilen Haberler
-
SürdürülebilirlikTürkiye Sigorta tarafından “Su Raporu” yayımlandı -
-
-
Schovsbo, yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen verileri şu şekilde paylaşıyor:
- Rezervuar ile enjekte edilen CO2 arasında herhangi bir reaksiyon olmadığı tespit edildi.
- Rezervuarın üstündeki fok kayasının, yeraltında CO2 depolandığında oluşan basınca karşı koyabilecek yeterli kapasiteye sahip olduğu görüldü. Bu iki jeolojik özellik, Greensand sahasını karbondan arındırma çözümleri için mükemmel bir depolama alanı haline getiriyor.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) de, CCS teknolojisinin küresel ısınmayla mücadelede bir araç olduğunu ve özellikle emisyon azaltımının zor veya imkansız olduğu sektörler için gerekli olduğunu belirtiyor.

Ölçek sorunu ve çevrecilerin eleştirisi
Greensand projesinin büyük bir adım olmasına rağmen, çevreciler ve uzmanlar bu teknolojinin sınırlarına ve kötüye kullanım risklerine dikkat çekiyor.
Sınırlama: Projenin 2030 yılına kadar yılda 7,3 milyon ton CO2 depolama hedefi bulunuyor. Ancak Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, geçen yıl küresel olarak yaklaşık 34,5 milyar ton CO2 emisyonu gerçekleşti. Bu, Greensand’in hedeflenen kapasitesinin dahi küresel emisyonların çok küçük bir kısmını yakalayabileceği anlamına geliyor. Dünya genelinde kullanılan CCS teknolojisi, ihtiyaç duyulan ölçekten uzaktır ve bazen kendi faaliyetlerinde fosil yakıt enerjisi kullanabilmektedir.
Eleştiri: Greenpeace Danimarka İklim ve Çevre Politikası Başkanı Helene Hagel, CCS’nin endüstriler tarafından emisyon azaltmayı geciktirmek için bir bahane olarak kullanıldığını savunuyor. Hagel, “Emisyonların azaltılmasının gerçekten zor veya imkansız olduğu çok az sayıdaki sektörde CCS’yi kullanabiliriz,” derken, tüm toplumun emisyonları azaltmak yerine sadece yakalayıp depolama yolunu seçmesinin yanlış olduğunu belirtiyor.
INEOS CEO’su Gade ise, Avrupa’nın enerji ithalatına bağımlılığının yarattığı “yüksek ayak izinin” karbonsuzlaştırma çabalarından daha önemli olduğunu savunarak, CCS’nin bir geçiş süreci yaratmada önemli bir amaca hizmet ettiğini belirtiyor.
Türkiye ve bölgenin karbon depolama potansiyeli
Greensand projesi, Türkiye’nin de iklim hedefleri ve enerji dönüşümü açısından yakından takip etmesi gereken bir modeldir. Türkiye, sanayi emisyonları ve kömüre dayalı enerji santralleri nedeniyle yüksek CO2 emisyonuna sahiptir ve Paris Anlaşması kapsamında 2053 net sıfır hedefi bulunmaktadır.
Türkiye için ne anlama geliyor?
- Potansiyel Kaynaklar: Türkiye, karasal alanlarda (özellikle Güneydoğu Anadolu ve Trakya bölgelerinde) tükenmiş gaz sahaları ve derin tuzlu akiferler gibi potansiyel CO2 depolama alanlarına sahiptir. Danimarka’nın tükenmiş petrol sahalarını kullanması, Türkiye’ye de benzer jeolojik yapıları değerlendirme konusunda bir yol haritası sunabilir.
- Sanayi Odaklı Çözüm: Türkiye’nin çimento, demir-çelik ve kimya gibi emisyon azaltımı zor olan sektörleri bulunmaktadır. Uzmanlar şu noktaya dikkat çekiyor: CCS, bu sektörlerin küresel rekabet güçlerini koruyarak karbonsuzlaşmaları için bir araç olarak görülmeli; ancak aynı zamanda yenilenebilir enerjiye geçişin hızını düşüren bir mazeret olmamalıdır
Çözüm mü, yoksa zaman kazanma taktiği mi?
Greensand projesinin ticari faaliyetlerine başlaması, AB’nin iklimle mücadelede teknolojik çözümlere ne kadar kararlı olduğunu gösteren somut bir başarıdır. Tükenmiş petrol sahalarının kalıcı CO2 deposuna dönüştürülmesi, döngüsel ekonomi prensibinin bir enerji sahasına uygulanması açısından zekice bir adımdır. Danimarka’nın yüzlerce yıllık emisyonunu depolama potansiyeli, bu tür bölgesel projelerin uluslararası iş birliğiyle nasıl büyük bir etki yaratabileceğinin de kanıtıdır.
Ancak, bu iyimser tabloya rağmen, çevreci eleştiriler görmezden gelinemez. Küresel emisyonların devasa boyutuna karşın, Greensand gibi tesislerin yakaladığı miktarın oldukça küçük kalması, asıl çözümün emisyonları kaynağında azaltmak olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. CCS, özellikle zorlu sanayi sektörleri için bir “son çare” teknolojisi olmalı, fakat fosil yakıt endüstrisinin emisyonları azaltma sorumluluğunu ertelemesi için bir “bahane” haline getirilmemelidir. AB’nin başarısı, CCS’yi asıl dönüşümün önüne koymadan, stratejik bir araç olarak kullanabilme becerisine bağlı olacaktır.
Kaynak: Associated Press, INEOS Energy Europe, Danimarka Jeoloji Araştırmaları Kurumu, Greenpeace Danimarka, IPCC Raporları

