2022’den bu yana suyla ilgili şiddet olayları 2 kat arttı

Yayın: 26 Ocak 2026 08:32
Güncelleme: 26 Ocak 2026 08:32
Fotoğraf Kaynağı: Samithu Siriwardana

Uzmanlara göre, su kaynaklarıyla bağlantılı şiddet olayları 2022’den bu yana neredeyse iki katına çıktı. İklim krizi, su güvensizliği ve zayıf yönetişim gibi etkenlerin birleşimi, dünyanın birçok bölgesinde suyu giderek daha fazla bir çatışma unsuru haline getiriyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Pasifik Enstitüsü’nün verilerine göre, 2024 yılında suyla ilgili şiddet olaylarının sayısı 419’a yükseldi. Bu rakam, 2022’de kaydedilen 235 olayla kıyaslandığında dramatik bir artışa işaret ediyor.

Su, çatışmanın nedeni, aracı ve hedefi

Pasifik Enstitüsü, suyun doğrudan şiddeti tetiklediği, bir çatışma silahı olarak kullanıldığı ya da çatışmanın kurbanı olduğu yüzlerce vakayı kapsayan uzun dönemli bir veri tabanı oluşturdu.

Çevre Bülteni

Doğanın Hikâyesine Ortak Ol

Her hafta iklim krizi, çevre kirliliği ve sürdürülebilirlikle ilgili en önemli haberleri al.

Enstitünün kurucu ortaklarından ve kıdemli araştırmacılarından Dr. Peter Gleick, yaşanan artışın tek bir nedene indirgenemeyeceğini belirterek, “Daha fazla çatışma görüyoruz ve bunların çok nedenli olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Gleick’e göre iklim krizi ve aşırı hava olayları önemli bir rol oynasa da, devlet kapasitesinin zayıflığı, yolsuzluk, kötü yönetim ve su altyapısının eksikliği ya da yanlış kullanımı gibi faktörler de şiddeti körüklüyor.

İklim değişikliği yerel çatışmaları derinleştiriyor

Oxfam’ın su güvenliği sorumlusu Joanna Trevor da yardım kuruluşunun sahadaki çalışmalarında, iklim değişikliği ve su güvensizliği nedeniyle yerel düzeyde suyla bağlantılı çatışmalarda artış gözlemlediklerini söyledi.

Trevor’a göre özellikle Doğu Afrika ve Sahel bölgesinde su güvenliği hızla azalıyor. İnsanlar temiz suya erişebilmek için yeni bölgelere göç etmek zorunda kalırken, bu durum yerel topluluklarla rekabeti ve çatışma riskini artırıyor.

Küresel örnekler: Barajlar, anlaşmalar ve protestolar

Son dönemde yaşanan örnekler, suyun jeopolitik gerilimlerdeki rolünü açıkça ortaya koyuyor. Bunlar arasında:

  • Hindistan ve Pakistan arasında, bir terör saldırısının ardından İndus Nehri su paylaşım anlaşması üzerinden yükselen gerilimler,
  • Rusya’nın Ukrayna’daki hidroelektrik barajlarını hedef alması,
  • İsrail’in Gazze’deki su altyapısını tahrip etmesi,
  • Güney Afrika’da su teminiyle bağlantılı protestolar yer alıyor.

Trevor, Gazze’de yaşananları “suyun sistematik biçimde silah haline getirilmesi” olarak tanımlayarak, su sistemlerinin ve tuzdan arındırma tesislerinin kasten hedef alındığını, onarımların engellendiğini ve bunun halk sağlığını ciddi biçimde tehdit ettiğini söyledi.

Sınır ötesi sular siyasetin merkezinde

Siyasi gerilimler, bazı bölgelerde zaten kırılgan olan su paylaşımı anlaşmalarını daha da tartışmalı hale getiriyor. Gleick, ABD’de Colorado Nehri ve Rio Grande’nin son yıllarda giderek artan biçimde siyasi bir sorun haline geldiğine dikkat çekti.

Her iki nehir de 1944 tarihli anlaşmalarla düzenleniyor ve bu anlaşmalar ABD ile Meksika arasında karşılıklı su teslimini zorunlu kılıyor. Ancak sınır politikalarının sertleşmesiyle birlikte bu yükümlülükler daha fazla tartışma konusu oldu. Meksika’da bir barajda düzenlenen protestolar sırasında, ABD’ye su akışına karşı çıkan çiftçilerle yaşanan olaylarda ölümler meydana geldi.

Orta Asya’da yeni bir kriz riski

Gleick, küresel kamuoyunda daha az bilinen ancak potansiyel olarak büyük sonuçlar doğurabilecek bazı su anlaşmazlıklarına da dikkat çekti. Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan arasında uzun süredir su paylaşımı konusunda gerilimler yaşanıyor.

Afganistan’ın Amu Darya Nehri’nden su yönlendirmek için inşa ettiği ve çok büyük bir proje olan Qosh Tepa Kanalı’nın faaliyete geçmesi durumunda, Orta Asya cumhuriyetlerine giden su miktarının önemli ölçüde azalacağı öngörülüyor. Bu durumun bölgesel istikrarsızlığı artırabileceği belirtiliyor.

BM’den “su iflası” uyarısı

Birleşmiş Milletler kurumları da su krizi konusunda alarm veriyor. BM’ye göre 2030 yılına kadar küresel tatlı su talebi, mevcut arzı yüzde 40 oranında aşacak.

Salı günü BM Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü, dünyanın “su iflası” çağına girdiğini duyurdu. UNESCO verilerine göre dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı sınır ötesi nehir ve göl havzalarında yaşıyor; ancak ülkelerin yalnızca beşte biri bu kaynakları adil şekilde paylaşmaya yönelik bağlayıcı anlaşmalara sahip.

Çözüm: Daha bağlayıcı ve adil anlaşmalar

Oxfam’dan Trevor, su güvensizliği artarken tüm insanların suya erişim hakkını güvence altına alacak daha hesap verebilir sınır ötesi anlaşmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı. Mevcut anlaşmaların büyük bölümünün gönüllülük esasına dayandığını ve iyi niyete bağlı kaldığını belirtti.

Gleick ise tablo ne kadar karamsar görünse de çözümün mümkün olduğunu söylüyor: “Su sorunlarımızı çözebiliriz. Bu, iklim değişikliğinin su üzerindeki etkilerini ele almayı, temel insan ihtiyaçlarını ve su haklarını güvence altına almayı, ekosistemleri korumayı ve su kaynakları üzerindeki çatışma risklerini azaltmayı gerektiriyor.”

Bültenimize abone olun

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Et

Çevre hikâyelerini kaçırma

İklim krizi, çevre kirliliği, deprem ve hava durumu haberlerini sosyal medyada da anlık olarak takip et.

Scroll to Top
×