ABD’de doğal, tarihi ve rekreasyonel “hazineler” sayılan ulusal parkların büyük çoğunluğu iklim değişikliğine karşı yüksek kırılganlık gösteriyor.
Conservation Letters dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, 48 eyaletteki 259 ulusal park alanının %77’sinin (200 park) iklim değişikliğine karşı “yüksek derecede savunmasız” olduğunu, bunların %67’sinin (174 park) ise yangın, kuraklık, zararlı/hastalık salgınları ya da deniz seviyesinin yükselmesi gibi en az bir dönüştürücü etkiye maruz kalma riski taşıdığını ortaya koydu.

Kırılganlık nasıl ölçüldü? Maruz kalma, hassasiyet ve uyum kapasitesi
Araştırmada kırılganlık; üç bileşenin kesişimi olarak tanımlandı:
- Maruz kalma: Sıcaklık/yağıştaki değişimler ve yangın, kuraklık, deniz seviyesinin yükselmesi gibi iklim kaynaklı bozulmaların şiddeti.
- Hassasiyet: Bir konum veya kaynağın bu değişikliklerden ne ölçüde olumsuz/olumlu etkilendiği; mevcut stres faktörlerinin (ör. hava kirliliği, istilacı türler) ne kadar ağırlaştığı.
- Uyum kapasitesi: Sistemin etkilerle başa çıkma ve uyum sağlama yeteneği; topoğrafik/bitki örtüsü çeşitliliği, koridor bağlantıları gibi peyzaj özellikleri ve insan etkisi bu kapasiteyi artırıp azaltabiliyor.
Ekip, 21 kırılganlık göstergesini temsil eden 45 mekânsal veri katmanıyla her park için bu üç bileşeni puanladı ve kümülatif kırılganlık haritaları oluşturdu.
Tavsiye Edilen Haberler
-
-
İklim DeğişikliğiShoesmith Buzulu yılda yaklaşık 10 metre küçülüyor -
-
Çevremizi TanıyalımErciyes Kayak Merkezi Rehberi: Erciyes Nerede, Nasıl Gidilir, Ne Yapılır?

Bölgesel desenler: Orta Batı ve Doğu en kırılgan; Batı çoklu tehdit altında
Analiz, belirgin bölgesel kalıplar ortaya koydu. Orta Batı ve Doğu’daki parklar; yüksek maruz kalma, yoğun arazi kullanımı, mevcut stres faktörleri ve düşük çevresel çeşitlilik nedeniyle en yüksek kümülatif kırılganlığı gösterdi. Batı’daki parklar ise özellikle yangın, kuraklık ve zararlılar/hastalıklar açısından “çoklu tehdit” altında. Bu bölgede 13 park, “yangın‑kuraklık‑orman zararlıları/hastalıklar” üçlüsünde aynı anda yüksek risk aldı. Bununla birlikte Batı parkları, daha karmaşık topoğrafya ve genel olarak daha düşük insan etkisi sayesinde daha iyi “uyum kapasitesi” puanlarıyla kümülatif kırılganlıklarını bir miktar sınırlayabildi.

En riskli odaklar: DC çevresi, Körfez Kıyısı ve Büyük Ovalar
En yüksek kümülatif kırılganlık puanları, Orta Batı, Washington DC ve çevresi ile güneydoğuda Körfez Kıyısı boyunca yoğunlaştı. Bu parklarda kırılganlığı artıran başlıca etmenler; yüksek yerleşim baskısı, kötü hava kalitesi, istilacı türlerin yaygınlığı ve iklim direncinin bir göstergesi sayılan düşük çevresel (habitat) çeşitlilik oldu. Büyük Ovalar’daki parklar, düşük topoğrafik rölyef nedeniyle “iklim hızının” yüksekliği (aynı iklime erişmek için türlerin daha hızlı/uzak hareket etmek zorunda kalması) ve iklimsel sığınak sağlayan peyzaj unsurlarından (yüksek rakımlar, kuzeye bakan yamaçlar) yoksunluk yüzünden çok yüksek “maruz kalma” puanları aldı.
Yönetim yanıtı: “Diren–Kabul Et–Yönlendir (RAD)” çerçevesi devrede

Milli Park Servisi, manzaraların “olduğu gibi” korunmasının birçok parkta artık mümkün olmadığını kabul ederek, değişimle başa çıkmak için “Diren–Kabul Et–Yönlendir (RAD)” yaklaşımını benimsiyor. Kısa vadede, “yeri doldurulamaz” kaynaklar için belirli etkileri geciktirmek veya önlemek (direnmek) tercih edilebilirken, iklim sinyali güçlendikçe stratejilerin değişimi kabul etmeye ve ekosistem süreçlerini istenen yöne doğru yönlendirmeye evrilmesi gerekebiliyor. Bu; türlerin yayılış alanlarındaki kaymaları yönetim hedeflerine yansıtmayı, parklar arası koridorlarla tür hareketini kolaylaştırmayı, yangın/kuraklık yönetimini ve iklimsel sığınakların (refugia) güçlendirilmesini kapsıyor.
Kaynak tahsisi ve uyum için yol haritası: İzleme, yerel değerlendirme, esnek planlama
Çalışma, en kırılgan parkların önceliklendirilmesi, izleme ağlarının güçlendirilmesi ve parka özgü ayrıntılı kırılganlık değerlendirmelerinin aciliyetine işaret ediyor. Yazarlar; yeni verilerin düzenli entegrasyonu, erken uyarı göstergelerinin kullanımı, yerel toplumlarla işbirliği ve peyzaj ölçeğinde bağlantısallığın artırılması gibi adımların, iklim uyum stratejilerinin etkinliğini belirleyeceğini vurguluyor.
Alt çizgi
ABD’deki ulusal parkların dörtte üçü, iklim değişikliğinin dönüştürücü etkilerine karşı yüksek kırılganlık gösteriyor. Bölgesel farklılıklar olsa da ortak mesaj net: Korumanın geleceği, değişimi inkâr etmekte değil; bilime dayalı, esnek ve yer‑zaman ölçekli uyum stratejileriyle değişimi yönetmekte yatıyor. Bu da yalnızca park sınırları içinde değil, onları çevreleyen peyzajda ve politika alanında güçlü işbirliği gerektiriyor.





