Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, küresel ekonominin kirliliği ve israfı ödüllendiren mevcut yapısından köklü biçimde uzaklaşması gerektiği uyarısında bulundu. Guardian’a konuşan Guterres, insanlığın geleceğinin, dünyayı felaketin eşiğine sürüklediğini söylediği mevcut muhasebe ve ölçüm sistemlerinin acilen yeniden düşünülmesine bağlı olduğunu vurguladı.
Guterres, çevreye gerçek bir değer verilmesi gerektiğini belirterek, insanlığın ilerlemesini ve refahını ölçmede gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) tek başına yeterli olmadığını söyledi. Bir ormanın yok edilmesinin ya da aşırı balık avlanmasının GSYİH artışı olarak kayda geçebildiğine dikkat çeken Guterres, bu durumun gerçek refahı yansıtmadığını ifade etti.
GSYİH merkezli büyüme anlayışına eleştiri
On yıllardır siyasetçiler ve politika yapıcılar, GSYİH ile ölçülen ekonomik büyümeyi temel hedef olarak benimsedi. Ancak eleştirmenler, sınırlı kaynaklara sahip bir gezegende sınırsız ve ayrım gözetmeyen büyümenin iklim ve doğa krizini derinleştirdiğini, aynı zamanda eşitsizlikleri artırdığını savunuyor.
Guterres’e göre GSYİH’nin ötesine geçmek, insanlar ve topluluklar için gerçekten önemli olan unsurları ölçmek anlamına geliyor. GSYİH’nin her şeyin maliyetini gösterdiğini, ancak hiçbir şeyin gerçek değerini yansıtmadığını belirten BM Genel Sekreteri, dünyanın dev bir şirket gibi yönetilemeyeceğini ve mali kararların yalnızca kısa vadeli kâr-zarar hesaplarına dayanamayacağını söyledi.
Tavsiye Edilen Haberler
BM’nin “GSYİH’nin ötesinde” girişimi
Ocak ayında Birleşmiş Milletler, Cenevre’de “GSYİH’nin Ötesinde” başlıklı bir konferansa ev sahipliği yaptı. Konferansa Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, Hintli ekonomist Kaushik Basu ve eşitsizlik çalışmalarıyla tanınan Nora Lustig’in de aralarında bulunduğu çok sayıda önde gelen isim katıldı.
Bu isimler, Guterres tarafından kurulan ve insan refahı, sürdürülebilirlik ve eşitliği dikkate alan yeni ekonomik başarı göstergeleri geliştirmekle görevlendirilen bir çalışma grubunda yer alıyor. Grubun yayımladığı raporda, 2008 küresel mali krizinden Covid-19 pandemisine kadar yaşanan şokların, ekonomik dönüşüm ihtiyacını daha da acil hale getirdiği vurgulandı.
Çoklu krizler ve artan eşitsizlik
Raporda, bu küresel şokların iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ve kirlilikten oluşan “üçlü gezegen krizi” tarafından ağırlaştırıldığı ifade edildi. Ayrıca hızlı teknolojik dönüşümün işgücü piyasalarını sarstığı ve eşitsizlikleri derinleştirdiği uyarısında bulunuldu.
BM grubunun eş başkanlarından Prof. Kaushik Basu, ülkelerin GSYİH yarışına fazlasıyla odaklandığını, bu nedenle sıradan vatandaşların refahının ve sürdürülebilirliğin göz ardı edildiğini söyledi. Basu, gelir artışlarının küçük bir kesimde toplanmasına rağmen GSYİH yükseldiğinde tüm toplumdan sevinmesinin beklendiğini, bunun da milliyetçiliği, eşitsizliği ve toplumsal kutuplaşmayı beslediğini ifade etti.
GSYİH’nin tamamlayıcısı olarak yeni ölçütler
Prof. Nora Lustig ise GSYİH’nin insan ilerlemesini ölçmek için tasarlanmadığını, buna rağmen hâlâ başarının en baskın göstergesi olduğunu belirtti. Lustig’e göre ekonomik büyüme; yoksulluk, dışlanma, şiddet ve ciddi insan hakları ihlalleriyle birlikte var olabilir ve bu olumsuzluklar geleneksel ekonomik göstergelerde büyük ölçüde görünmez kalır.
Lustig, amaçlarının GSYİH’yi tamamen ortadan kaldırmak değil, onu tamamlayacak yeni ölçütlerle hükümetlerin ve toplumların kalkınmanın gerçekten insan refahını artırıp artırmadığını, eşitliği ve sürdürülebilirliği ilerletip ilerletmediğini değerlendirebilmesini sağlamak olduğunu vurguladı.
Daha derin bir sistem değişikliği çağrısı
BM’nin bu girişimi, mevcut ekonomik modellerin iklim şoklarını yeterince hesaba katmadığı ve küresel ekonomiyi istikrarsızlaştırabileceği yönündeki eleştirilerin arttığı bir dönemde gündeme geldi. Akademi, sivil toplum ve politika çevrelerinde, daha adil ve sürdürülebilir ekonomik yapılar üzerine yürütülen tartışmalar giderek yoğunlaşıyor.
Bu tartışmalar yeşil büyüme ve yeşil Keynesyen yaklaşımlardan, donut ekonomisi, refah ve durağan durum ekonomisi gibi büyüme sonrası modellere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bazı yaklaşımlar ise özellikle zengin ülkelerde zararlı ve gereksiz üretimin planlı biçimde azaltılmasını, bakım hizmetleri, yenilenebilir enerji ve toplu taşıma gibi toplumsal açıdan faydalı alanlara odaklanılmasını savunuyor.
Küçülme (degrowth) yaklaşımının önde gelen savunucularından siyasal iktisatçı Jason Hickel, bu fikirlerin giderek daha fazla ilgi gördüğünü belirterek, dünya genelinde yüzlerce iklim politikası araştırmacısının büyüme sonrası yaklaşımları desteklediğini ortaya koyan anketlere dikkat çekti.
Hickel, Guterres’in GSYİH’nin ötesine geçme çağrısını desteklediğini ancak bunun tek başına yeterli olmayacağını söyledi. Ona göre asıl ihtiyaç, neyin ve kimin için üretildiğini sorgulayan, üretim üzerindeki kontrolü daha demokratik hale getiren daha derin bir sistem dönüşümü. Hickel, GSYİH’nin egemenliğinin tesadüf olmadığını, sermaye için neyin değerli olduğunu ölçtüğü için bu konuma geldiğini belirterek, nihayetinde aşılması gerekenin kapitalizmin mevcut yapısı olduğunu ifade etti.





