Dünya, insanların doğal yaşam alanlarına müdahalesi sonucu giderek daha az renkli bir hale geliyor. Kelebekler gibi canlıların parlak ve kalın kanatları, milyonlarca yıl boyunca eş bulmalarını, kamufle olmalarını ve hayatta kalmalarını sağlayan evrimsel bir araçtı. Ancak yeni bir araştırma projesi, insanların zengin tropikal ormanları okaliptüs gibi tek renkli plantasyonlarla değiştirmesiyle birlikte, doğanın paletindeki canlı renklerin hızla azaldığını ve geriye sönük tonların kaldığını ortaya koyuyor.
Bu “renk bozulması” fenomeni ne kadar yaygın? Bu durum, sadece estetik bir kayıp mı, yoksa ekosistemlerin çöküşünün gizli bir işareti mi? Doğadaki bu renk kaybı, Türkiye’deki habitat kaybı süreçleriyle nasıl ilişkilendirilebilir?

Araştırmacılar, bu dönüşümün sadece kelebeklerle sınırlı olmadığını, mercan resiflerinden okyanuslara kadar tüm ekosistemleri etkilediğini vurguluyor. Brezilya’daki projede yer alan fotoğrafçı Roberto García-Roa, “Bir kelebeğin kanatlarındaki renkler sıradan değil; milyonlarca yıl boyunca tasarlandılar,” diyor. Doğal yaşam alanının kaybı, bu evrimsel tasarımları gereksiz kılıyor ve renkli olmanın bir avantaj değil, dezavantaj haline geldiği tekdüze ortamlar yaratıyor. Bu durum, insan faaliyetlerinin sadece tür sayısını değil, aynı zamanda biyoçeşitliliğin en göz alıcı özelliğini de nasıl hızla değiştirdiğini gözler önüne seriyor.
Tropikal canlılık yerine plantasyonların “boşluk hissi”
Brezilya’daki Espírito Santo eyaletinde yürütülen bu araştırma, doğal tropikal ormanlar ile okaliptüs monokültürleri arasındaki farkın ne kadar çarpıcı olduğunu bilimsel verilerle destekliyor. Araştırmacılar, doğal ormanlarda 31 farklı kelebek türü tespit ederken, okaliptüs plantasyonlarında bu sayı 21‘e düşüyor. Ancak asıl önemli olan, tür sayısı değil, renk çeşitliliğindeki dramatik değişimdir.
Tavsiye Edilen Haberler
-
SürdürülebilirlikTürkiye Sigorta tarafından “Su Raporu” yayımlandı -
-
-
Kopenhag Üniversitesi’nden baş araştırmacı Maider Iglesias-Carrasco, okaliptüs plantasyonlarında kelebek topluluklarının çoğunlukla kahverengi türlerden oluştuğunu belirtiyor. Doğal ormanda göz kamaştırıcı bir çeşitlilikte çok renkli türler bulunurken, plantasyonlarda “genel bir boşluk hissi” hâkim oluyor. Araştırmacı Roberto García-Roa, doğal ormanda hissedilen “canlılık” duygusunun, okaliptüs plantasyonlarında yerini “sinir bozucu” bir sönüklüğe bıraktığını aktarıyor; hayvanların azlığı ve ekosistem seslerinin bozulması, bu tekdüzeliğin fiziksel göstergeleri.

Renk kaybı: Estetikten evrimsel dezavantaja
Kelebekler, dünyanın en renkli canlıları arasında yer almaları, çevresel değişikliklere hızla tepki vermeleri ve takip edilmelerinin kolay olması nedeniyle bu “renk bozulması” araştırması için ideal bir çalışma konusudur. Renk, kelebekler için hayati öneme sahiptir; eş bulma sinyalleri göndermekten, zehirli olduklarını yırtıcılara bildirmeye kadar pek çok evrimsel işlevi vardır.
Rio Grande do Sul Federal Üniversitesi’nden Ricardo Spaniol’ün Amazon’da yaptığı önceki araştırmalar, en renkli türlerin ormansızlaşmanın ardından yerel olarak ilk yok olanlar olduğunu ortaya koydu. Bunun temel nedenleri, yerel bitki örtüsünün kaybı ve yırtıcılara karşı daha fazla maruz kalmalarıdır. Spaniol, “Ormansızlaşmış alanlarda varlığını sürdüren kelebeklerin genellikle kahverengi veya gri kanatları ve gövdeleri vardı,” diyerek sıradan olmanın bu yeni ekolojik düzende bir avantaja dönüştüğünü belirtiyor.

Domino etkisi: Görünmez kalan ekosistem erimesi
Renk bozulması, kelebeklerle sınırlı bir sorun değil, daha büyük bir küresel eğilimin parçasıdır. Mercan resiflerinin beyazlaması, okyanusların kirlilik ve diğer faktörler nedeniyle daha yeşil hale gelmesi ve hatta yoğun kirli bölgelerde gökkuşağının bile daha az görünür hale geleceği tahmini, doğanın paletinin insan eliyle nasıl solduğunu gösteriyor.
Uzmanlar, renk çeşitliliğindeki azalmanın, ekosistemlerin genelindeki karmaşıklığın ve ekolojik işleyişin erozyona uğradığının bir göstergesi olduğu noktasına dikkat çekiyor. Kelebekler genellikle daha geniş kapsamlı biyoçeşitlilik eğilimlerinin göstergesi olarak kabul edilir. Bu nedenle renk kaybı, gıda zincirinde ve ekosistem hizmetlerinde domino etkisi yaratabilecek potansiyel sonuçlar barındırmaktadır.
Küresel plantasyon tehdidi ve siyasi direnç
Dünya genelinde devasa alanlar, odun hamuru ve kereste için okaliptüs gibi monokültür ormanlarıyla kaplanmaktadır. Bir tahmine göre, okaliptüs plantasyonları dünya genelinde en az 22 milyon hektar alanı kaplamaktadır. Araştırmacı García-Roa, “Kahve ve muz plantasyonları her zaman yeşildir ve insanlar yeşili doğayla ilişkilendirir, ancak [doğal] değillerdir,” diyerek yeşilin her zaman sağlıklı bir ekosistem anlamına gelmediği uyarısında bulunuyor. Bu plantasyonlar, doğal ormanın katmanlı, zengin yapısını ortadan kaldırarak kelebeklerin ve diğer canlıların ihtiyaç duyduğu karmaşık habitatı yok ediyor.
Türkiye’ye bağlantı: Tek ağaçlandırma ve biyoçeşitlilik riski
Brezilya’daki bu araştırma, Türkiye’nin ormancılık politikaları ve habitat kaybı süreçleriyle de yakından ilişkilidir. Türkiye’nin de bazı bölgelerde tek tip ağaçlandırma çalışmaları yapması ve doğal ormanların yerini hızlı büyüyen türlerle değiştirme eğilimi göstermesi, benzer ekolojik sonuçlar doğurma riski taşır. Batı ve Karadeniz bölgelerindeki ormanların parçalanması ve tek tip yapılaşmanın artması, kelebekler gibi hassas biyoçeşitlilik göstergeleri üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Bu durum, Türkiye’nin ormanlaştırma ve restorasyon çalışmalarında yerel biyoçeşitliliği ve tür zenginliğini merkeze almasının, sadece ağaç sayısı değil, ekolojik karmaşıklığı koruma açısından ne kadar hayati olduğunu göstermektedir.
Yorum
Doğanın renk paletinin solduğunu keşfetmek, insanoğlunun gezegen üzerindeki etkisinin ne kadar ince ama yıkıcı olabileceğinin sarsıcı bir kanıtıdır. Bu araştırma, doğal ormanların yerini alan “tekdüze yeşil” alanların, aslında ekolojik olarak ölü bölgeler olduğunu gösteriyor. En renkli türlerin ilk yok olanlar olması, bize sadece biyolojik bir güzelliğin kaybını değil, aynı zamanda o ekosistemin işleyişindeki uzmanlaşmış ve karmaşık etkileşimlerin de bozulduğunu anlatıyor.
Ancak sonuç kaçınılmaz değildir. Ricardo Spaniol’un araştırması, Amazon’da sığır otlağı olarak kullanıldıktan 30 yıl sonra yeniden canlanan ormanlık alanların, kelebek renk çeşitliliğinde kayda değer bir artış gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu durum, doğru koruma ve restorasyon çabalarıyla “bu renkli dünyayı yeniden canlandırma fırsatımızın hâlâ var olduğunu” gösteren umut verici bir sinyaldir. Bu sadece ekoloji değil, aynı zamanda küresel bir sorumluluktur.
Kaynak: The Guardian
Fotoğraf: Simon Hurry

