Hindistan’ın Kerala eyaletindeki gür yağmur ormanlarında yaşayan ve vücudundaki parıltılarla adeta bir yıldız kümesini andıran “Galaksi Kurbağaları” (Melanobatrachus indicus), insan bencilliğinin son kurbanı oldu. Nesli tehlike altında olan bu parmak ucu büyüklüğündeki canlıların, yaşam alanlarına izinsiz giren doğa fotoğrafçıları tarafından mikrohabitatlarının tahrip edilmesi sonucu bölgeden yok oldukları bildirildi. Londra Zooloji Derneği (ZSL) araştırmacısı Rajkumar K P tarafından izlenen yedi üyeli grup, habitatlarının darmadağın edilmesi ve ağır fiziksel müdahaleler sonrası ortadan kayboldu. Bu trajedi, “mükemmel kareyi yakalama” hırsının ekolojik bir mirası nasıl silebileceğini acı bir şekilde kanıtladı.
Bu gelişme neden önemliydi? Galaksi kurbağaları, kendi aile ağaçlarındaki tek tür olmaları nedeniyle evrimsel açıdan “ikame edilemez” ve “kadim” bir dalı temsil ediyor. Rajkumar’ın tespitlerine göre, fotoğrafçıların kurbağaları daha iyi ışık veya arka plan için yerlerinden etmesi, eldivensiz dokunmaları (bu canlılar derileriyle nefes alır) ve saklandıkları dev kütükleri tersyüz etmeleri, hassas ekosistemi geri dönülemez şekilde bozdu. Sadece bir gün içinde beş-altı kurbağanın yakalandığı ve ikisinin müdahale sırasında öldüğü rapor edildi.

Bu dünya/Türkiye için ne ifade ediyordu? Bu olay, dünya genelinde yükselen “etik dışı doğa fotoğrafçılığı” krizinin en uç örneğidir. Sosyal medyada beğeni toplamak adına yaban hayatına müdahale edilmesi, küresel bir biyoçeşitlilik sorunudur. Türkiye’de de özellikle endemik semender türleri, orkideler veya nadir kelebekler üzerinde benzer bir “fotoğraf baskısı” bulunmaktadır. Galaksi kurbağalarının trajedisi, koruma alanlarının sadece fiziksel sınırlarla değil, aynı zamanda etik kurallar ve siyasi nüfuzdan arındırılmış sıkı denetimlerle korunması gerektiğini dünyaya hatırlatmaktadır.
Parçalanan habitatlar ve yerinden edilen yaşamlar

Hindistan’ın Batı Gat Dağları’nda yaşayan Galaksi Kurbağaları, bilim dünyası için sadece bir tür değil, yaşayan bir fosil niteliğindeydi. Ancak ZSL araştırmacısı Rajkumar K P’nin pandemi sonrası bölgeye yaptığı ziyaret, doğa koruma çalışmalarında kara bir sayfa açtı. Rajkumar, kurbağaların altında güvenle yaşadığı devasa devrilmiş kütüğün parçalandığını, yerinden oynatıldığını ve çevredeki bitki örtüsünün tamamen çiğnendiğini rapor etti. İlk başta bir memeli saldırısından şüphelenen araştırmacı, bölgedeki iz sürücülerden aldığı bilgilerle acı gerçekle yüzleşti: Fotoğrafçı grupları, bu nadir türü görüntülemek için kütükleri devirmiş ve kurbağaların yaşam alanlarını yerle bir etmişti.
Tavsiye Edilen Haberler
Eldivensiz müdahale ve ölümcül fotoğraf kareleri
Galaksi kurbağalarının en büyük özelliği, derilerinin üzerinde bulunan ve zehir sanılan ancak aslında bir iletişim yöntemi olan parlak beyaz benekleridir. Bu hassas canlılar, vücut büyüklüklerine oranla oldukça kırılgan bir anatomiye sahiptir ve derileri yoluyla nefes alırlar. Fotoğrafçıların, kurbağaları daha “estetik” bir arka plana (örneğin daha yosunlu bir kütüğe) taşımak için çıplak elle müdahale etmeleri, canlıların kimyasal dengesini bozarak ölümlerine yol açtı. İz sürücülerin ifadelerine göre, sadece bir çekim seansında uzun süre hırpalanan beş kurbağadan ikisi olay yerinde hayatını kaybetti. Bu durum, yaban hayatı fotoğrafçılığında etik sınırların aşılmasının, doğrudan bir tür katliamına dönüşebileceğini gösteriyor.
Siyasi nüfuz ve denetim zafiyeti

Olayın bir diğer vahim boyutu ise denetim mekanizmalarının nasıl baypas edildiğidir. Orman dairesi görevlilerinin bu tip grupları engellemeye çalıştığı ancak fotoğrafçıların; siyasetçiler, yüksek mahkeme yargıçları ve üst düzey yetkilileri kullanarak bölgeye giriş izni aldıkları belirtildi. ZSL Sürüngen ve Amfibi Küratörü Dr. Benjamin Tapley, bu durumun vahametini, “Sosyal medyamda bir galaksi kurbağası fotoğrafı gördüğümde her seferinde yüzümü ekşitiyorum; o karenin nasıl çekildiğini ve habitatın nasıl etkilendiğini merak ediyorum,” sözleriyle özetledi. Galaksi kurbağaları, hayat ağacındaki milyonlarca yıllık eşsiz bir mirası temsil ederken, bu mirasın birkaç fotoğraf karesi uğruna yok edilmesi, küresel doğa koruma camiasında büyük bir infial yarattı.
Endemik türler üzerindeki “kadraj” baskısı
Galaksi kurbağalarının başına gelenler, Türkiye’nin zengin biyoçeşitliliği için de ciddi bir uyarı fişeğidir. Özellikle Doğu Karadeniz ve Güney Ege’deki endemik semender türleri (örneğin Lycian salamanders), tıpkı Hint galaksi kurbağaları gibi taşların veya kütüklerin altında yaşayan, derisiyle nefes alan ve habitat kaybına karşı aşırı hassas canlılardır.
Türkiye’de de “makro fotoğrafçılık” tutkusuyla bu canlıların yerlerinin değiştirilmesi, nemli ortamlarından koparılıp kurak alanlarda fotoğraflanması veya derilerine el sürülmesi benzer ölümcül sonuçlar doğurmaktadır. Ayrıca ülkemizde nadir görülen yabani orkidelerin fotoğraflanması sırasında çevredeki bitki örtüsünün ezilmesi, türün o bölgedeki varlığını tehlikeye atmaktadır. Hindistan’daki “yüksek mevkili kişileri aracı kılma” sorunu, Türkiye’de de koruma altındaki alanlara “özel izinle” giren ve denetlenmeyen gruplar için bir ders olmalıdır. Biyoçeşitlilik koruma stratejilerimizde, fotoğrafçılık faaliyetlerinin “gözlem” sınırında kalması ve etik kuralların yasal zorunluluk haline getirilmesi şarttır.
Estetik hırsın ekolojik bedeli
Galaksi kurbağalarının hikayesi, modern insanın doğa ile kurduğu sorunlu ilişkinin bir sembolüdür. Doğayı “sevmek” ve “belgelemek”, onu mülkiyetine geçirmek veya ona hükmetmek anlamına gelmez. Bir canlının milyonlarca yıllık evrimsel yolculuğunu, sosyal medyada birkaç saniye sürecek bir beğeni etkileşimi için sonlandırmak, sadece bir çevre suçu değil, aynı zamanda bir etik çöküştür.
Bu trajedi bize gösteriyor ki; bir türü korumak sadece onu avcılardan korumak değildir; onu “hayranlarından” da korumak gerekebilir. Doğa fotoğrafçılığı, canlının yaşam hakkına saygı duyduğu sürece değerlidir. Eğer bir kare, o canlının yuvasının yıkılmasına veya ölmesine neden oluyorsa, o fotoğraf bir sanat eseri değil, bir suç delilidir. Gelecekte galaksi kurbağası gibi mucizevi türlerin varlığını sürdürebilmesi için, “bak ama dokunma” prensibinin ötesine geçmeli ve yaban hayatını insan merkezli estetik anlayışımızın bir dekoru olarak görmekten vazgeçmeliyiz.
Kaynak
- Londra Zooloji Derneği (ZSL)
- Araştırmacı Rajkumar K P (ZSL Fellow)
- Dr. Benjamin Tapley (ZSL Sürüngen ve Amfibi Küratörü)





