Yeni bir bilimsel çalışma, küresel buzulların yok olma hızının gelecekte çarpıcı şekilde artacağını ortaya koyuyor. İsviçre’deki ETH Zürih’ten Lander Van Tricht ve ekibinin iklim modelleri kullanarak yaptığı tahmine göre, şu anda yılda yaklaşık 1.000 buzul erirken, ülkeler mevcut karbon azaltım hedeflerine ulaşsalar bile bu oran 2040 yılına kadar yılda 3.000’e kadar çıkabilir. Son yirmi yılda en az 4.000 buzul zaten erimişti.
Bu gelişme neden önemliydi? Çalışma, mevcut iklim hedeflerinin (sanayi öncesi sıcaklıklara göre 2,7°C ısınma) 2100 yılına kadar dünyanın buzullarının %79’unun yok olacağı anlamına geldiğini gösteriyordu. En iddialı hedef olan 1,5°C ısınmada bile, buzulların %55’inin kaybedileceği tahmin ediliyordu. Bu dünya için ne ifade ediyordu? Buzulların erimesi, bu yüzyılda deniz seviyesini 25 santimetre yükseltmekle kalmayacak, aynı zamanda sulama için dağ kar ve buzlarına bağımlı olan ve çoğu Himalayalar çevresinde yaşayan iki milyar insanın su güvenliğini de ciddi şekilde tehdit edecekti.


Buzul kaybının geleceği ve iklim senaryoları
Araştırma, fosil yakıt emisyonlarının küresel ısınmayı nasıl hızlandırdığını ve bunun buzul ekosistemleri üzerindeki geri döndürülemez etkilerini gözler önüne seriyordu.
1. Senaryolara göre buzul kaybı oranları
Pittsburgh, Pennsylvania’daki Carnegie Mellon Üniversitesi’nden David Rounce, “Buzullarımızın çoğunu kaybedeceğiz, ancak birçoğunu da koruma yeteneğine sahibiz,” diyerek, ısınmanın sınırlanmasının önemini vurguluyordu.
| Isınma Senaryosu (Sanayi Öncesine Göre) | Tahmini Yıllık Kayıp Zirvesi | 2100 Yılına Kadar Yok Olan Buzul Oranı |
| Mevcut Hedefler (2,7°C) | 2040 yılına kadar yılda 3.000 | %79 |
| İddialı Sınırlama (2°C) | Daha düşük bir oran | %63 |
| Paris Anlaşması Hedefi (1,5°C) | Daha düşük bir oran | %55 |
| En Kötü Senaryo (4°C) | Yüksek bir oran | %91 |
Buzulların erime hızı, yüzyılın ortalarında zirveye ulaşacak, ardından küçük buzullar eriyip bittiğinde ve sadece Arktik/Antarktika gibi daha büyük kütleler kaldığında yavaşlayacaktı.
Tavsiye Edilen Haberler
-


-

Çevremizi TanıyalımKaş & Kekova rehberi: Akdeniz’in en berrak sularında tarih ve doğayla buluşma -


-

SürdürülebilirlikEndonezya’da orman kaybı 2025’te yüzde 66 arttı
2. Bölgesel yok oluş riski
Buzul kaybı bölgesel olarak da yıkıcı sonuçlar doğuruyordu:
- Batı Kanada ve ABD: Mevcut iklim hedeflerine göre, bu bölgeler 2100 yılına kadar neredeyse tüm buzullarını kaybedecekti. Montana’daki Glacier Ulusal Parkı, büyük ölçüde buzullardan yoksun kalacaktı, geriye sadece minyatür buzullar veya buz parçaları kalması bekleniyordu.
- Alpler: Alpler de neredeyse çıplak kalacaktı. Topluluklar şimdiden buzullar için cenaze törenleri düzenliyor, buzul kaybının manevi ve kültürel önemini vurguluyordu. ETH Zürih’ten Matthias Huss, 2019’da Pizol buzulunun kalıntılarına tırmanan 250 kişinin, halka “buzullarımıza çok bağlıyız” mesajı verdiğini belirtiyordu.
Küresel etkiler ve toplumsal riskler


Buzul erimesi, sadece manzaraların kaybolması anlamına gelmiyordu; aynı zamanda insanlığın karşı karşıya kaldığı iki temel riski artırıyordu.
1. Deniz seviyesi yükselişi ve su güvenliği
Çalışma, buzulların erimesinin bu yüzyılda deniz seviyesini 25 santimetre yükselteceğini tahmin ediyordu. Daha da önemlisi, erime, birçok bölgenin sulama için güvendiği yaz erimesini azaltacaktı. Himalayalar’daki buzullardan kaynaklanan nehirlerin yakınında yaşayanlar başta olmak üzere, iki milyar insan dağlardaki kar ve buzla beslenen drenaj havzalarına bağımlıydı. Bu, küresel gıda güvenliği ve su kaynakları yönetimi açısından büyük bir kriz potansiyeli taşıyordu.
2. Buzul gölü selleri (GLOF)
Buzulların erimesi, aynı zamanda, buzul göllerinden ani su salınımı sonucu oluşan sellerin (GLOF) daha sık yaşanacağı anlamına geliyordu. 2023’te Hindistan’da 55 kişinin ölümüne neden olan sel gibi olaylar, eriyen buzulların yol açtığı ani felaket riskini gözler önüne seriyordu.


Krizin uzak yankıları
Dünya genelindeki buzulların hızlı erimesi, Türkiye’yi doğrudan etkilemese de, küresel ve bölgesel su dengesi üzerinde dolaylı ve kritik etkiler yaratacaktı. Kafkasya ve Himalayalar’daki buzul kayıpları, bu bölgelerdeki su akışını istikrarsızlaştırarak uluslararası su yönetimi ve komşu ülkeler arasındaki ilişkilerde gerilime neden olabilirdi.
Türkiye, iklim değişikliği nedeniyle zaten su stresinin yüksek olduğu bir coğrafyada bulunuyordu. Buzulların erimesiyle artan deniz seviyesi, kıyı bölgelerimiz için uzun vadeli risk oluştururken, kar ve buzullardan beslenen havzalardaki su kaynaklarının azalması, Türkiye’nin kendi tarım ve hidroelektrik potansiyelini de olumsuz etkileyecekti. Bu durum, Türkiye’nin de kendi su ve tarım politikalarını bu küresel verilere göre acilen adapte etmesi gerektiğini gösteriyordu.
Koruma yeteneği ve krizin eşiği
David Rounce’ın dediği gibi, “Buzullarımızın çoğunu kaybedeceğiz, ancak birçoğunu da koruma yeteneğine sahibiz.” Bu çalışma, insanlığın hâlâ bir seçim şansına sahip olduğunu gösteriyordu. 1,5°C hedefine ulaşılması, buzulların yarısından fazlasının kaybı anlamına gelse bile, en kötü senaryonun (yüzde 91 kayıp) önlenmesi demekti.
Ancak mevcut gidişat, gezegeni 2040’ta her yıl 3.000 buzulun yok olduğu bir dönüm noktasına doğru sürüklüyordu. Bu zirve, su güvenliği, kıyı savunması ve kültürel miras için geri dönüşü olmayan kayıpların yaşanacağı kritik bir eşiği temsil ediyordu. Buzullar için düzenlenen “cenaze törenleri,” bilimsel verilerin arkasındaki manevi ve toplumsal kaybın gücünü vurgularken, uluslararası toplumun karbon emisyonlarını acilen ve agresif bir şekilde azaltma konusundaki taahhütlerini yerine getirme baskısını daha da artırıyordu.
Kaynak: Nature Climate Change Dergisi (Lander Van Tricht ve ekibi), ETH Zürih, Carnegie Mellon Üniversitesi, ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu.





