Arktik’in buz gibi sularında süzülen devlerin üzerinde uçan küçük pervaneler, tıp tarihinde bir dönüm noktasına imza attı. Bilim insanları, drone teknolojisini kullanarak kambur balinaların o görkemli nefeslerinden örnekler aldı ve sonuçlar tüyler ürpertici: Okyanusun en büyük canlıları arasında ölümcül ve son derece bulaşıcı bir virüs kol geziyor. Bu teknolojik atılım, bizlere yaban hayatı korumada yepyeni bir pencere açarken, aynı zamanda ekosistemin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Bu gelişme neden önemli? Balinaları yakalamadan veya onlara stres yaşatmadan yapılan bu “temassız muayene”, yaban hayatı izlemede devrim niteliğinde. Dünya için ne ifade ediyor? Kutup dairesinin üzerinde ilk kez tespit edilen bu virüs, deniz memelileri arasında toplu ölümlere yol açabilen küresel bir salgının habercisi olabilir. Türkiye için ne anlama geliyor? Cebelitarık üzerinden okyanuslara bağlı olan Akdeniz ve Ege sularımızdaki balina ve yunus popülasyonları, türler arası geçiş yapabilen bu patojenlere karşı ne kadar güvende? Bilim dünyası, bu keşifle sessizce yayılan okyanus pandemilerinin önüne geçmeyi hedefliyor.

Teknoloji ve doğanın buluşması: drone ile “nefes” analizi
Bilim insanları, balinaların su yüzüne çıktıklarında solunum deliklerinden (fışkırtma deliği) dışarı attıkları damlacıkları ve buharları yakalamak için özel donanımlı insansız hava araçlarını (İHA) devreye soktu. Geleneksel yöntemlerde balinalardan örnek almak için onlara yaklaşmak, hatta dokunmak gerekirken; bu yöntemle hayvanlara hiç hissettirilmeden “nefes analizi” yapılabiliyor. Steril petri kapları taşıyan drone’lar, kambur balina, fin balinası ve ispermeçet balinalarının tam üzerlerinden uçarak bu değerli sıvı örneklerini topladı.
Cetacean morbillivirus: Denizlerin görünmez katili
Araştırmanın en sarsıcı sonucu, Arktik bölgesindeki balinalarda ilk kez “Cetacean Morbillivirus” (deniz memelisi kızamık benzeri virüsü) tespit edilmesi oldu. Bu virüs, deniz biyolojisi dünyasında “seri katil” olarak biliniyor. Son derece bulaşıcı olan bu patojen; yunuslar, balinalar ve domuz balıkları arasında hızla yayılarak sinir sistemi ve akciğerlere saldırıyor. Tarihte, bu virüs nedeniyle kıyıya vuran binlerce deniz memelisi vakası kaydedilmiştir. Virüsün Arktik bölgesinde doğrulanması, bu ölümcül hastalığın artık en soğuk sulara bile sızdığını kanıtlıyor.
Tavsiye Edilen Haberler

“Stres olmadan izleme yapmak çığır açıcı”
King’s College London’dan Profesör Terry Dawson, bu yöntemin etik ve bilimsel değerine dikkat çekerek şunları söylüyor: “Balina nefesinden örnek almak, canlı bir balinanın sağlığını ona zarar vermeden izlemek için gerçek bir fırsat sunuyor. Bu yöntem, hızla değişen Arktik ekosisteminde hastalıkların nasıl yayıldığını anlamamız için kritik bir araç.” Norveç Nord Üniversitesi’nden Helena Costa ise, bu atılımın sadece virüs tespiti değil, aynı zamanda iklim değişikliği ve diğer stres faktörlerinin balina sağlığını nasıl bozduğunu anlamak için uzun vadeli bir gözlem projesine dönüşeceğini belirtiyor.
Okyanus sağlığı ve istatistikler
Okyanuslardaki canlı çeşitliliği, sadece suyun temizliğiyle değil, mikrobiyal dengeyle de korunur. Son yıllarda küresel sıcaklıkların artmasıyla birlikte, normalde daha güneyde görülen virüslerin kuzeye doğru göç ettiği gözlemleniyor. Bilim insanları, deniz memelileri arasında görülen toplu ölümlerin %40’ından fazlasının bu tür viral enfeksiyonlar ve kirlilik kombinasyonundan kaynaklandığını tahmin ediyor. İHA’lar ile toplanan veriler, laboratuvar ortamında DNA dizileme teknikleriyle incelenerek virüsün mutasyon geçirip geçirmediği de kontrol ediliyor.
Mavi Vatan’daki riskler
Türkiye’nin çevresini saran denizler, özellikle Ege ve Akdeniz, nesli tehlike altında olan kaşalot (ispermeçet) balinaları ve çeşitli yunus türlerine ev sahipliği yapmaktadır. Arktik’teki bu bulgu, virüsün okyanus akıntıları ve göç yollarıyla kıtalar arası yolculuk yapabildiğini gösteriyor.
Türkiye’de de benzer şekilde deniz memelisi ölümleri ve karaya vurma vakaları yaşanmaktadır. Arktik’te kullanılan bu drone teknolojisi, Türkiye’nin deniz biyologları tarafından da yerelleştirilmelidir. Boğazlar ve Akdeniz hattındaki deniz memelilerinin sağlığını bu “temassız” yöntemle izlemek, ülkemizin biyoçeşitlilik envanterini korumak için elzemdir. Eğer bu virüs Akdeniz’e sızarsa, zaten izole ve kırılgan olan yerel popülasyonlar için geri dönüşü olmayan bir yıkım başlayabilir.
Teknolojinin merhameti ve doğanın çığlığı
İnsansız hava araçlarını genellikle askeri operasyonlar veya kargo teslimatlarıyla bağdaştırıyoruz. Ancak bu haber, teknolojinin doğayı “dinlemek” ve onu incitmeden “anlamak” için nasıl kullanılabileceğinin harika bir örneği. Balinaların o devasa nefeslerinden süzülen mikroskobik damlacıklar, aslında bize okyanusların imdat çığlığını fısıldıyor.
Bana göre, bu keşif bir madalyonun iki yüzünü temsil ediyor: Bir yanda bilimsel deha ve drone’ların sunduğu inanılmaz veri toplama kapasitesi; diğer yanda ise insanın neden olduğu ekosistem bozulmasının, en uzak Arktik buzullarına kadar ölümcül virüsleri taşıması. Balinaların nefesinde yakalanan bu virüs, sadece deniz memelilerini değil, tüm deniz zincirini tehdit ediyor. Eğer gökyüzündeki bu küçük pervaneler olmasaydı, okyanusun devleri sessizce yok olmaya devam edecekti. Şimdi görev, bu erken uyarı sistemini tüm dünyaya yaymak ve devlerin nefesini korumak.
Kaynak: BBC,





