Hindistan’da milyonlarca akbabanın yok oluşunun bedeli kuduz ve insan ölümleri oldu

Yayın: 29 Kasım 2025 14:18
Güncelleme: 29 Kasım 2025 14:18
Fotoğraf Kaynağı: Fotoğraf: Jevgeni Fil

Hindistan’da otuz yılı aşkın bir süre önce başlayan ve milyonlarca akbabanın ölümüne yol açan felaket, çarpıcı bir ekolojik zincirleme reaksiyonu tetikleyerek bugün insan sağlığını tehdit eden bir krize dönüştü. 1992 ile 2007 yılları arasında üç akbaba türünün popülasyonu 4 milyondan 32.000’e düşerek yüz kattan fazla azaldı. Bilim insanlarına göre bu yok oluş, akbabaların leşleri temizleme görevini üstlenen serbest dolaşan köpeklerin nüfusunun hızla artmasına yol açtı. Bu durum, ülkede kuduz vakalarını ve dolayısıyla insan ölümlerini dramatik bir şekilde yükselterek, ekolojik dengenin bozulmasının doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Peki, bu kitlesel yok oluşun temel nedeni olan veteriner ilacı diklofenak, akbabaları nasıl bu kadar hızlı öldürebildi? Bir türün ekosistemden çekilmesinin kuduz ve insan ölümleri gibi halk sağlığı krizlerine yol açması, dünya için ne anlama geliyor? Türkiye’nin de içinde bulunduğu biyolojik çeşitlilik açısından zengin coğrafyalarda, benzer ekolojik zincirleme reaksiyon riskleri mevcut mudur?

Akbabaları öldüren kimyasal: Diklofenak felaketi

Hindistan’da akbaba popülasyonlarındaki şaşırtıcı düşüşün ardındaki sır, Amerikalı veteriner patolog J. Lindsay Oaks liderliğindeki bir araştırma ekibi tarafından çözüldü. Ölü akbabalar üzerinde yapılan otopsiler, ölenlerin yüzde 85’inde viseral gut hastalığı tespit edildiğini gösterdi. Bu hastalık, kuşların böbreklerinin iflas etmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.

Çevre Bülteni

Doğanın Hikâyesine Ortak Ol

Her hafta iklim krizi, çevre kirliliği, doğa koruma ve sürdürülebilirlikle ilgili en önemli haberleri al.

×

Araştırmacılar, bu duruma neden olanın, hasta ve ölmekte olan sığırlarda ağrı kesici ve iltihap önleyici olarak yaygın şekilde kullanılan, steroid olmayan antienflamatuar bir ilaç olan diklofenak olduğunu belirledi. Sığırlarda kullanılan diklofenak, bu sığırların leşlerini yiyen akbabalarda böbrek yetmezliğine yol açarak hızla ölümlerine neden oluyordu. İlacın uluslararası patentinin 1993’te sona ermesi ve Hindistan’da daha ucuz jenerik versiyonlarının piyasaya sürülmesi, akbaba popülasyonundaki hızlı düşüşün zamanlamasıyla örtüşüyordu. Hindistan hükümeti, bilimsel bulguların kesinleşmesinden sonra Mayıs 2006’da diklofenakın veterinerlik alanında kullanımını yasaklasa da, zarar çoktan oluşmuştu.

Kuduz salgını ve köpek nüfusunun artışı

Akbabaların milyonlarca ölü sığır leşini (bir boğayı 30-40 dakikada temizleyebiliyorlardı) temizleyerek sağladığı doğal sanitasyon sisteminin çökmesi, ekolojik bir boşluk yarattı. Bu boşluğu hızla dolduran ise serbest dolaşan köpekler oldu.

Ecological Economics dergisinde 2008 yılında yayımlanan bir makale, akbaba nüfusunun azalmasıyla birlikte, köpek sayısındaki artışın kuduz vakalarını ve insan ölümlerini doğrudan artırdığını ortaya koydu. 1992-2007 yılları arasında bu ekolojik değişimle birlikte tahmini 5,5 milyon köpek ölümü, 38 milyon köpek ısırığı ve kuduzdan 47.000’den fazla insan ölümü yaşandı. Bir diğer analiz, akbabaların işlevsel olarak yok olmasının bazı bölgelerde insan ölüm oranını yüzde 4’ten fazla artırdığı sonucuna vardı.

Bu durumun en trajik örneği, Haydarabad’da kuduz nedeniyle bilincini kaybeden ve hayat mücadelesi veren 7 yaşındaki Maniteja’dır. Geçen yıl serbest dolaşan bir köpek tarafından ısırılan çocuk, kuduzun ölümcül sonuçlarıyla yüzleşmektedir. Bu olay, bir ekolojik zincirleme reaksiyonun son ve en acı halkasıdır.

Ekolojik kaybın ekonomik ve toplumsal maliyeti

Akbabaların kaybının ekonomik maliyeti de şaşırtıcı boyutlardadır. Araştırmacılar, Hindistan’ın her yıl ortalama 104.386 ek ölüm ve yaklaşık 70 milyar dolarlık ek maliyetle karşı karşıya kaldığını tahmin ediyor. Bu maliyet sadece kuduz tedavisini değil, aynı zamanda akbabaların yokluğunda sığır leşleriyle kirlenen su kaynaklarından kaynaklanan diğer hastalıkları da kapsamaktadır.

Hindistan, bu duruma karşı koymak için diklofenak gibi toksik kimyasalları yasakladı, akbabaları koruma programları başlattı ve sokak köpeklerini aşılamak için kampanyalar düzenledi. Ancak akbabalar yavaş üremeleri ve hâlâ toksik maddelere, elektrik hatlarına ve rüzgâr türbinlerine maruz kalmaları nedeniyle popülasyonlarını yeterince hızlı toparlayamıyorlar.

Biyolojik çeşitliliğin önemi

Hindistan’da yaşanan bu felaket, biyolojik çeşitliliğin korunmasının doğrudan bir halk sağlığı meselesi olduğunu göstermektedir. Türkiye, akbabaların da dahil olduğu birçok yırtıcı kuş türüne ev sahipliği yapmakta ve biyoçeşitlilik açısından zengin bir coğrafyada yer almaktadır. Hindistan’daki deneyim, Türkiye’deki politika yapıcılar için de ciddi bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Uzmanlar şu noktaya dikkat çekiyor: Türkiye’de ve bölgedeki çiftçilik ve hayvancılık uygulamalarında kullanılan veteriner ilaçlarının ve kimyasalların yırtıcı kuşlar üzerindeki olası etkilerinin sürekli olarak izlenmesi gerekmektedir. Bir türün ekosistemdeki kritik işlevinin kaybolması, öngörülemeyen ve kontrol edilmesi zor halk sağlığı krizlerine yol açabilir. Akbabalar gibi leş yiyicilerin ekosistemde üstlendiği doğal temizlik işçisi rolünün önemi, Türkiye’nin de dahil olduğu coğrafyalarda sulak alanların, ormanların ve doğal yaşam alanlarının korunması gerekliliğini bir kez daha vurgulamaktadır.

Altıncı kitlesel yok oluşun sinyali

Akbabaların neredeyse tamamen yok olması ve bunun sonucunda kuduz vakalarının patlaması, insan eylemiyle tetiklenen ve bilim insanlarının “altıncı kitlesel yok oluş” olarak adlandırdığı sürecin en açık ve acı sinyallerinden biridir. Batı’da “çirkin” kabul edilen bu kuşların, Hindistan’da Zerdüştlük gibi kadim inançlarda ve Hindu mitolojisinde saygı görmesine rağmen yok edilmeleri, insanoğlunun kısa vadeli ekonomik çıkarlar uğruna uzun vadeli ekolojik dengeyi nasıl feda ettiğini göstermektedir.

Bu olay, Birleşik Arap Emirlikleri’nden Munir Virani’nin sözlerini doğrulamaktadır: “Burada öğrendiğimiz ders, akbabalar da dahil olmak üzere her türün… biz insanların çözmesi gereken bir şeyi feda ettiğidir.” Ekolojik zincirleme reaksiyonların nihai bedelini küçük bir çocuğun hayatıyla ödeyen Hindistan, tüm dünyaya “Başka türleri tehlikeye attığımızda kendimizi tehlikeye atıyoruz” mesajını vermektedir. Zararın telafisi zor olsa da, akbaba koruma programlarına hız verilmesi ve diklofenak yasağının etkin şekilde uygulanması, gelecekteki benzer felaketleri önlemek için atılacak ilk adımlardır.

Kaynak: Washington Post, Scientific Reports, Ecological Economics, American Economic Review, Yerel Gözlemler

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top