İngiltere’nin en büyük çevre davası başladı: Wye Nehri kirliliğinde iki dev firma ve su şirketi mahkemelik

Yayın: 13 Ekim 2025 11:17
Güncelleme: 13 Ekim 2025 11:17

İngiltere’nin çevre kirliliğiyle ilgili bugüne kadarki en büyük davası, Wye Nehri’nin “bozulmasından” sorumlu tutulan iki endüstriyel tavuk üretim firması ve yerel su şirketi Welsh Water’a karşı Yüksek Mahkeme’de açıldı. Yaklaşık 4.000 bölge sakini ve yerel işletme sahibi, nehrin yüksek oranda fosfor, azot ve bakteri içeren kümes hayvanı gübreleriyle kirletildiği iddiasıyla birleşerek, Avara Foods Limited, Freemans of Newent Limited ve Welsh Water’dan “önemli tazminatlar” ve nehirlerin zorunlu olarak temizlenmesi için mahkeme emri talep ediyor.

Hukuk firması Leigh Day’in yürüttüğü bu dava, sadece Wye Nehri’ni değil, aynı zamanda onun kolları olan Usk ve Lugg nehirlerini de kapsıyor. Davacılar, Ağustos 2019’dan bu yana süregelen kirliliğin, balıkların boğulmasına, kötü kokulara ve ekosistemde çöküşe yol açarak bölgedeki iş, eğlence ve mülk değerleri üzerinde “ciddi bir etki” yarattığını iddia ediyor. Hükümet ve düzenleyicilerin nehirleri koruma görevini yerine getiremediği bir ortamda, bu dava, hukuk sisteminin adaleti sağlamak için son yol haline geldiğini gösteriyor. Bu dava, Türkiye’nin Marmara Denizi’nde yaşanan müsilaj krizi veya Gediz Nehri’ndeki kirlilik gibi sorunlarla boğuşan bölgeler için nasıl bir emsal oluşturabilir?

Kirliliğin kaynağı ve iddianın detayları

Davacılar, kirliliğin temel kaynağı olarak “binlerce ton” kümes hayvanı gübresinin yakındaki tarım arazilerine yayılmasını gösteriyor. Bu endüstriyel tarım faaliyetleri sonucunda, nehir sularına karışan gübre, yüksek oranda fosfor, azot ve bakteri içeriyor.

Çevre Bülteni

Doğanın Hikâyesine Ortak Ol

Her hafta iklim krizi, çevre kirliliği, doğa koruma ve sürdürülebilirlikle ilgili en önemli haberleri al.

×

Kirliliğin Ekolojik Sonuçları:

  • Yosun Büyümesi: Nehirlerdeki aşırı besin maddesi birikimi (ötröfikasyon), “kilit türlerin ölümüne” ve kötü kokulara yol açan yoğun yosun büyümesine neden oluyor.
  • Fauna Zararı: Balıklar boğuluyor, ekosistemdeki fauna zarar görüyor.
  • Hukuki Temeller: İddialar, şirketlerin eylemlerinin özel rahatsızlık, kamu rahatsızlığı, izinsiz giriş (nehir yatağına bırakılan kanalizasyondan kaynaklı) ve ihmalkârlık anlamına geldiğini öne sürüyor. Ayrıca, tarım arazilerine gübre ve biyolojik katı atık bırakılmasının Çevre Koruma Yasası’nı ihlal ettiği belirtiliyor.

Hukuk firması Leigh Day, müvekkillerinin yalnızca maddi tazminat değil, aynı zamanda mahkemeden her üç şirkete de nehirleri temizleyip sağlıklı hale getirmeleri yönünde zorunlu bir emir vermesini talep ettiklerini açıkladı.

Şirketlerin savunmaları ve çevresel çatışma

Davalı şirketler, iddialara karşı çıkarak kendilerini güçlü bir şekilde savunacaklarını belirtiyorlar:

  • Welsh Water’ın Savunması: Kâr amacı gütmeyen bir şirket olan Welsh Water, davayı “güçlü bir şekilde” savunacaklarını açıkladı. Şirket, son beş yılda Wye Nehri üzerindeki tesislerinin iyileştirilmesine 70 milyon sterlin yatırım yaptığını iddia ediyor. Sözcü, diğer sektörlerin neden olduğu su kirliliğinin arttığını ve bunun kendi çabalarının genel etkisini azalttığını ileri sürüyor. Ayrıca, davacılara yapılacak herhangi bir ödemenin, müşteri ve çevre yararına yapabilecekleri yeniden yatırım miktarını azaltacağını belirtiyor.
  • Avara Foods’un Savunması: Endüstriyel tavuk üreticisi Avara Foods, davadaki iddiaların “yanlış bir anlama” dayandığına inanıyor. Şirket, kendilerine tedarik sağlayan çiftliklerde gübre depolanmadığını veya yayılmadığını; kümes hayvanı gübresinin gübre olarak diğer tarım sektörlerindeki ürünler için kullanıldığını savunuyor. Avara Foods, çiftçilerin ekilebilir arazilerinde besin maddelerinin nasıl kullanılacağından bireysel olarak sorumlu olduğunu ve kendilerinin bu faaliyet üzerinde kontrolü olmadığını iddia ediyor.

Hükümetin yetersizliği ve hukukun son adresi olması

Davayı yöneten Oliver Holland (Leigh Day), bu davanın açılmasını, yerel toplulukların ve kampanya gruplarının nehirlerini savunmak için gösterdikleri “olağanüstü çabanın” bir sonucu olarak görüyor. Holland’ın açıklaması, davanın sadece yerel bir kirlilik olayı olmaktan öte, daha derin bir yönetim sorununa işaret ettiğini gösteriyor:

“Bu, Birleşik Krallık’ta çevre kirliliğiyle ilgili şimdiye kadar açılan en büyük dava. Hükümet ve düzenleyicilerin nehirlerimizin bozulmasını engelleyemediği bir ortamda, mah­keme adaletin son adresi haline geldi.”

Bu durum, Birleşik Krallık’ta hükümetin ve Çevre Ajansı gibi düzenleyici kurumların nehirlerin kirlenmesine göz yumduğu yönündeki yaygın eleştirileri doğruluyor.

Türkiye ve çevre hukuku bağlantısı

Wye Nehri davası, çevre tahribatına karşı mücadele eden Türkiye gibi ülkeler için önemli bir emsal teşkil edebilir. Türkiye’de Gediz, Ergene ve Büyük Menderes gibi nehirler endüstriyel atık ve tarımsal kirlilikle boğuşmaktadır. Bu dava, bireylerin ve yerel işletmelerin birleşerek, büyük sanayi kuruluşlarına ve hatta kamu hizmeti veren şirketlere karşı toplu dava yoluyla çevresel hesap verebilirliği nasıl zorlayabileceğini gösteriyor.

Türkiye’deki çevre hukukunda, bu ölçekte bir toplu tazminat ve temizlik emri davasının açılması daha zor olsa da, bu vaka; hükümet ve düzenleyicilerin yetersiz kaldığı durumlarda hukuki mücadelenin ekolojik restorasyonu sağlama potansiyelini gözler önüne seriyor.

Yorum

Wye Nehri davası, küresel olarak nehir kirliliğine karşı verilen mücadelenin dönüm noktası olabilir. Bu, yalnızca çevresel bir felaketin bedelinin tazmini değil, aynı zamanda kurumsal sorumluluk ve devletin düzenleyici rolünün başarısızlığına karşı verilen bir mücadeledir. Tavuk üreticilerinin “gübreyi biz yaymıyoruz, çiftçiler sorumlu” ve Welsh Water’ın “kazanırsanız müşterileriniz kaybeder” şeklindeki savunmaları, şirketlerin kâr odaklı sistem içinde çevresel sorumluluktan nasıl kaçınmaya çalıştığını açıkça gösteriyor.

Davacılar, tazminattan daha fazlasını talep ediyor: nehirlerin eski sağlığına kavuşması için zorunlu temizlik emri. Bu, davanın asıl gücüdür. Hukuk sistemi, siyasi ve düzenleyici boşlukların doldurulması gereken son kale haline gelmiştir. Bu davanın sonucu, sadece İngiltere’deki nehirlerin geleceğini değil, aynı zamanda tüm dünyadaki toplulukların yaşam alanlarını koruma mücadelelerinde kullanabileceği hukuki araçları da belirleyecektir.

Kaynak: Leigh Day Hukuk Firması, Welsh Water, Avara Foods, The Independent

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top