İran’da kuraklık ve susuzluk: Pers medeniyetinin su mirasından “su iflasına” giden yol
20 Aralık 2025
Haber Giriş: 12:01, 20.12.2025 Güncelleme: 12:01, 20.12.2025
İran, tarihinin en büyük varoluşsal kriziyle karşı karşıya: Susuzluk. Yıllardır süren yaptırımlar, siyasi gerilimler ve bölgesel çatışmalardan daha yıkıcı olan bu kriz, ülkenin kalbi Tahran’ı yaşanmaz bir noktaya getirdi. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, yaklaşık 10 milyon insanın yaşadığı başkenti, su kaynaklarının tükenmesi nedeniyle Umman Körfezi kıyısındaki daha nemli bölgelere taşımanın artık bir “tercih değil, zorunluluk” olduğunu açıkladı. 100 milyar dolara mal olması beklenen bu devasa taşınma planı, aslında yarım asırlık bir yönetimsel körlüğün ve doğayla inatlaşmanın faturası olarak görülüyor.
Bu gelişme neden önemli? Bir devletin su yokluğu nedeniyle başkentini taşıma kararı alması, modern tarihte eşine az rastlanır bir olaydır ve iklim göçünün artık sadece bireysel değil, kurumsal ve ulusal düzeyde başladığını kanıtlar. Bu dünya için ne ifade ediyor? İran’ın yaşadığı “su iflası”, yer altı sularını hoyratça kullanan diğer kurak ülkeler için bir erken uyarı sirenidir. Türkiye için ne anlama geliyor? Sınır komşumuzda yaşanan bu ekolojik çöküş ve olası kitlesel göç dalgaları, bölgesel istikrarı ve ortak su kaynaklarının yönetimini hiç olmadığı kadar kritik hale getiriyor.
100 milyar dolarlık zorunlu göç: Tahran gidiyor mu?
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın Kasım 2025’te yaptığı açıklamalar, Tahran’ın artık sürdürülebilir bir şehir olmadığını tescilledi. Beş yıldır süren ekstrem kuraklığın ardından, Tahran’ı besleyen beş ana rezervuardaki su seviyesi kapasitenin yüzde 12’sine geriledi. Uzmanlar, başkentin güneydeki Makran bölgesine taşınmasının on yıllar süreceğini ve maliyetinin 100 milyar doları aşacağını öngörüyor. Ancak asıl soru şu: Şehri taşımak, su yönetimindeki temel hataları düzeltecek mi, yoksa sadece sorunu başka bir coğrafyaya mı nakledecek?
Kanatların ölümü: 2500 yıllık sürdürülebilirlik nasıl yok edildi?
İran, aslında dünyada su yönetimi denince akla gelen en köklü medeniyetlerden biridir. “Kanat” (qanat) adı verilen ve yer çekimiyle su taşıyan 2500 yıllık antik tünel sistemleri, İran’ın kurak coğrafyasında binlerce yıl boyunca yaşamı mümkün kılmıştı. Ancak son 40 yılda, “gıda öz yeterliliği” hedefiyle açılan 1 milyondan fazla derin kuyu, bu antik sistemin sonunu getirdi.
Uzmanlar şu noktaya dikkat çekiyor: “Modern su mühendisliği adı altında yapılan pervasız müdahaleler, İran’ın ‘ebedi kaynaklar’ olarak bilinen kanatlarını kuruttu. Pompalı kuyular yer altı su seviyesini o kadar düşürdü ki, antik tüneller artık suya ulaşamıyor. Bu, sadece teknik bir hata değil, binlerce yıllık bir ekolojik mirasın cinayetidir.”
İran, 20. yüzyılın sonlarında dünyanın en çok baraj inşa eden üç ülkesinden biri haline geldi. Ancak bu barajlar su depolamak yerine, devasa yüzey alanlarından kaynaklanan buharlaşma nedeniyle su kaybını artırdı. Nehirlerin akışını kesen barajlar, sulak alanları ve gölleri kuruturken, yer altı rezervlerinin beslenmesini de engelledi. BM Su Enstitüsü Direktörü Keveh Madani, bu durumu “parçalanmış planlama ve yönetimsel körlük” olarak tanımlıyor. Sadece son 20 yılda İran, yer altı rezervlerinden 210 kübik kilometreden fazla su kaybetti.
“Sessiz deprem”: Toprak çökmeleri
Su çekildikçe, yer altındaki jeolojik yapı çöküyor. İran topraklarının %3,5’i ciddi çökme riskiyle karşı karşıya. İsfahan ve Yezd gibi tarihi kentlerde binalar ve altyapı, yer altındaki boşlukların çökmesiyle ağır hasar alıyor. Jeologlar bu durumu “sessiz deprem” olarak adlandırıyor. En trajik olanı ise, toprak bir kez çöktüğünde ve gözenekler kapandığında, yağmur yağsa bile yer altı rezervuarının bir daha asla su tutamamasıdır.
Bölge / Havza
Su Seviyesi Düşüşü (Yıllık)
Mevcut Durum
Batı Kazvin Ovası
3 Metre
Kritik Seviye
Arsanjan Havzası
2.8 Metre
Su İflası
Tahran Rezervuarları
–
%12 Doluluk
Urmiye Gölü
–
Neredeyse Tamamen Kuru
Bölgesel su savaşları: Taliban ve Harirud sorunu
Kriz sadece içsel değil, aynı zamanda jeopolitik bir boyuta sahip. Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban’ın Helmand ve Harirud nehirleri üzerine inşa ettiği barajlar, İran’ın doğusundaki su akışını yüzde 80 oranında azaltabilir. Bu durum, Meşhed gibi devasa şehirlerin su güvenliğini doğrudan tehdit ediyor ve bölgede bir “su savaşı” riskini tetikliyor.
Urmiye’den Van’a ortak kader
İran’daki su krizi, Türkiye’nin sınır illerini ve bölgesel ekosistemi doğrudan etkilemektedir. İran’ın kuzeybatısında tamamen kuruyan Urmiye Gölü, Van Gölü ile benzer jeolojik özelliklere sahiptir. Urmiye’nin kuruması sonucu oluşan tuz fırtınalarının Türkiye’nin doğusundaki tarım arazilerine ve hava kalitesine etkisi bilimsel bir endişe kaynağıdır.
Ayrıca, İran’ın tarımsal çöküşü ve su iflası nedeniyle oluşabilecek olası bir göç dalgası, Türkiye için ciddi bir sınır yönetimi ve insani yardım meselesine dönüşebilir. Türkiye’nin de benzer şekilde “yer altı su seviyesi alarmı” veren Konya Havzası gibi bölgeleri varken, İran’ın yaşadığı bu trajedi; baraj odaklı politikalardan ziyade, yer altı sularını besleyen ve doğayı taklit eden yöntemlerin (Kowsar’ın sel suyu yönlendirme projeleri gibi) ne kadar hayati olduğunu göstermektedir.
Modernitenin doğayı yenme illüzyonu
İran’ın hikayesi, insanlığın doğayı teknolojiyle “terbiye etme” çabasının ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğinin bir özetidir. 2500 yıl boyunca kanatlarla doğayla uyumlu yaşayan bir medeniyet, sadece 50 yıl içinde derin kuyular ve devasa barajlarla kendi sonunu hazırladı. Başkenti taşımak, binaları ve insanları yerinden edebilir ancak kurumuş bir coğrafyayı ve çökmüş yer altı rezervlerini geri getiremez.
Bana göre, İran’ın yaşadığı “su iflası”, aslında bir “akıl tutulması” iflasıdır. Nehirleri olmayan bir ülkede nehir varmış gibi baraj yapmak, yağan yağmuru yer altına sızdırmak yerine borulara hapsetmek, doğanın işleyişine yapılmış bir darbedir. Bugün Tahran’dan kaçış planları konuşulurken, asıl dersi alması gerekenler benzer yarı-kurak iklimlerde yaşayan komşu ülkelerdir. Su, yönetilebilen bir kaynaktan ziyade, saygı duyulması gereken bir ekosistemdir. Eğer bu ders alınmazsa, yarın başka ülkelerin başkentleri için de “Makran” arayışları başlayacaktır.
Kaynak: Yale Üniversitesi
Bağımsız haberciliği güçlendirin
Türkiye’nin çevre ve iklim gündemini yakından takip eden bağımsız dijital medya platformu Çevre Hattı, sosyal medyada daha geniş kitlelere ulaşmak amacıyla tüm büyük sosyal ağlarda aktif olarak yer alıyor.
Çevre haberciliğinde özgün içerikler sunan platform, iklim krizi, sürdürülebilirlik, biyoçeşitlilik, enerji ve çevre adaleti gibi konularda kamuoyunu bilgilendirmeyi sürdürüyor.
Kullanıcı adı tüm platformlarda @cevrehatti olarak belirlenen Çevre Hattı, hem anlık gelişmeleri duyurmak hem de özgün çevre dosyalarını yaygınlaştırmak amacıyla sosyal medya varlığını güçlendiriyor.