Yapay zekâ (YZ), iklim değişikliğiyle mücadelede umut verici çözümler sunsa da, giderek artan enerji tüketimiyle çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük bir sınavdan geçiyor.
Yapay zekâ, çevrimiçi alışverişten sağlık hizmetlerine, ulaşımdan bilimsel araştırmalara kadar günlük hayatın birçok alanında kendine hızla yer bulurken, iklim krizine karşı mücadelede de önemli bir araç olarak görülmeye başlandı. Ancak uzmanlar, bu teknolojinin sunduğu potansiyel çözümlerin yanı sıra, ciddi çevresel riskleri de beraberinde getirdiğine dikkat çekiyor.
Veri merkezlerinin talebi 2030’a kadar Japonya’yı geçecek
Cambridge ve Oxford Üniversiteleri’nde yapılan çalışmalar, yapay zekânın iklim değişikliğiyle mücadelede nasıl kullanılabileceğine dair umut verici senaryolar ortaya koyuyor. Özellikle arazi kullanımı, çevresel veri modellemesi ve şirketlerin şeffaflık raporlamaları gibi alanlarda AI sistemlerinin katkısı giderek artıyor. Google gibi teknoloji devleri de, iklim dayanıklılığı projelerinde yapay zekâyı etkin şekilde kullanıyor.
Ancak bu gelişmelerin arka planında büyüyen bir sorun var: veri merkezlerinin hızla artan enerji tüketimi. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) yayımladığı son rapor, yapay zekânın elektrik talebinde büyük bir sıçrama yarattığını gösteriyor. 2030 yılına gelindiğinde, yapay zekâ uygulamalarını çalıştıran veri merkezlerinin yıllık elektrik tüketiminin 945 teravatsaat seviyesine ulaşabileceği tahmin ediliyor. Bu miktar, Japonya’nın toplam yıllık elektrik tüketiminden daha fazla.
Tavsiye Edilen Haberler
-
SürdürülebilirlikTürkiye Sigorta tarafından “Su Raporu” yayımlandı -
-
-
Veri merkezleri günümüzde küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturuyor. Ancak üretken yapay zekânın (generative AI) yükselişiyle birlikte bu oranın önümüzdeki beş yıl içinde iki katına çıkması bekleniyor. Özellikle büyük dil modelleri, görsel üretim araçları ve video tabanlı AI uygulamaları bu artışın ana sürükleyicileri arasında yer alıyor.
ChatGPT gibi uygulamalar ne kadar enerji tüketiyor?
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Elsa Olivetti, yapay zekânın yalnızca bilgisayarların tükettiği elektrikle sınırlı bir çevresel etkisi olmadığını vurguluyor. Ona göre, bu teknolojinin yarattığı çevresel yük sistem düzeyinde ele alınmalı ve veri merkezlerinin altyapısından tedarik zincirine kadar pek çok faktör dikkate alınmalı.
OpenAI tarafından geliştirilen ChatGPT gibi modellerin eğitimi için gereken işlem gücü, binlerce sunucunun senkronize şekilde çalışmasını gerektiriyor. Journal of Machine Learning’te yayımlanan verilere göre, bu eğitim süreci 1.287 megavat saat elektrik tüketiyor. Bu, Avrupa içi 80 kısa mesafeli uçuşun karbon salımına eşdeğer. Üstelik bu sadece modelin eğitimi. Her gün milyarlarca kez kullanılan AI sistemlerinin çalışması, çok daha büyük bir enerji talebini beraberinde getiriyor.
Elektrik Gücü Araştırma Enstitüsü’nün verilerine göre, ChatGPT’nin tek bir sorgusu yaklaşık 2,9 watt-saat tüketiyor. Bu rakam, sıradan bir Google aramasının yaklaşık on katı. ChatGPT’nin 2025 yılı başı itibarıyla günlük 1 milyardan fazla sorguya yanıt verdiği düşünülürse, bu devasa enerji talebinin iklim üzerindeki etkisi daha da netleşiyor.
Yapay zekânın artan enerji talebi, onu çalıştıran ülkelerde ciddi bir baskı yaratıyor. Dünya genelinde 5.000’i aşkın veri merkeziyle pazarın yaklaşık %40’ını elinde bulunduran ABD, bu büyümenin merkezinde yer alıyor. IEA, bu veri merkezlerinin enerji talebinin yakında çelik, çimento ve kimyasallar gibi enerji yoğun sektörlerin tamamını geride bırakacağını öngörüyor.
Yenilenebilir enerji yatırımları artıyor ama yetersiz
ABD’de veri merkezlerinin büyük kısmı halen doğal gazla çalışıyor. Başkan Donald Trump’ın geçtiğimiz hafta imzaladığı bir yürütme emriyle, kömürle çalışan altyapıların AI veri merkezlerine güç sağlaması da gündeme geldi. Louisiana’da Meta tarafından inşa edilen yeni veri merkezi, özel bir doğal gaz santraliyle desteklenecek. Bu gelişmeler, ABD’nin yapay zekâ büyümesini temiz enerji yerine fosil yakıtlar üzerinden şekillendireceği yönünde ciddi kaygılar doğuruyor.
Buna karşılık, Amazon gibi şirketler yenilenebilir enerji yatırımlarında öncülük ediyor. Amazon, dünya genelinde kurumsal yenilenebilir enerji alımı açısından ilk sırada yer alırken, Amazon Web Services veri merkezlerinin %90’ından fazlası halihazırda yenilenebilir enerjiyle çalışıyor. Benzer şekilde, Avrupa’da faaliyet gösteren Digital Reality veri merkezleri de portföylerinin tamamını temiz enerjiyle besliyor. Ancak uzmanlara göre, yenilenebilir kaynakların süreksiz doğası ve altyapı sınırlamaları, bu dönüşümü her coğrafyada uygulanabilir kılmıyor.
Yapay zeka emisyonlarını telafi edebilir mi?
IEA raporu, tüm bu gelişmelere rağmen, yapay zekânın iklim krizine karşı bir çözüm üretme potansiyelini de göz ardı etmiyor. Özellikle elektrik şebekelerinin optimizasyonu, enerji verimliliği ve metan sızıntılarının tespiti gibi alanlarda AI’nın sağlayabileceği katkılar, emisyonların azaltılmasına önemli katkı sunabilir. Kurum, 2035 yılına kadar doğru politikalar ve yatırımlarla yapay zekânın küresel emisyonlarda %5’e varan bir düşüşe yol açabileceğini öngörüyor.
Ancak bu olumlu senaryo, otomatik olarak gerçekleşmeyecek. Rapor, yapay zekânın iklim dostu bir güç haline gelmesi için hükümetlerin, şirketlerin ve enerji piyasalarının ortak hareket etmesi gerektiğini belirtiyor. Bugün gelinen noktada, AI teknolojileri emisyon azaltımında olduğu kadar, yüksek enerji talebiyle iklimi zorlayıcı bir rol de üstlenebilir.
Yapay zekânın enerji ihtiyacı ile iklim hedefleri arasındaki bu hassas denge, önümüzdeki yıllarda teknoloji politikalarının ve sürdürülebilirlik stratejilerinin en çetrefilli başlıklarından biri olmaya aday.

