Yapay zekânın görünmeyen dev ayak izi: 2025’te New York kadar karbon salacak!

Haber Giriş: 08:43, 19.12.2025
Güncelleme: 08:43, 19.12.2025
Fotoğraf Kaynağı: The Quiet Atlas

Dünya, ChatGPT ve Gemini gibi yapay zekâ (AI) modellerinin büyüleyici yeteneklerini konuşurken, bu dijital devrimin perde arkasındaki ekolojik fatura korkutucu boyutlara ulaştı. Yapılan son araştırmalar, 2025 yılında yapay zekâ sektörünün neden olacağı toplam karbondioksit emisyonunun, dünyanın en büyük metropollerinden biri olan New York’un yıllık karbon salınımına eşdeğer olacağını iddia ediyor. Sadece karbon salınımı da değil; AI sistemlerinin soğutulması ve çalıştırılması için gereken su miktarı, artık küresel şişelenmiş su talebinin tamamını geride bırakmış durumda.

Peki, bu dijital konforun gerçek bedelini kim ödüyor? Her gün milyonlarca insanın sorduğu sorulara saniyeler içinde yanıt veren bu sunucular, gezegenimizin sınırlı kaynaklarını ne kadar hızla tüketiyor? Yapay zekâ patlaması, iklim değişikliğiyle mücadele eden dünya için yeni bir “kara delik” mi yaratıyor? Daha da önemlisi, enerji verimliliği ve yeşil dönüşüm hedefleri olan Türkiye gibi ülkeler için bu durum ne anlama geliyor?

80 milyon tonluk dev karbon yükü

Digiconomist’in kurucusu Hollandalı akademisyen Alex de Vries-Gao tarafından hazırlanan ve prestijli Patterns dergisinde yayınlanan çalışma, yapay zekânın çevresel etkilerini ölçen ilk kapsamlı veri setini sundu. Araştırmaya göre, 2025 yılında yapay zekâ kullanımından kaynaklanan sera gazı emisyonları 80 milyon tona ulaşabilir. Bu devasa rakam, küresel havacılık sektöründen kaynaklanan toplam emisyonların %8’inden fazlasına tekabül ediyor.

Uzmanlar şu noktaya dikkat çekiyor: Geleneksel veri merkezleri zaten enerji yoğunken, üretken yapay zekâ (Generative AI) modellerini eğitmek ve çalıştırmak için kullanılan GPU’lar (Grafik İşlem Birimleri), standart sunuculara göre çok daha fazla ısı üretiyor ve enerji tüketiyor. Bu durum, teknoloji devlerinin “karbon nötr” olma vaatlerini ciddi şekilde tehlikeye atıyor.

Şişelenmiş sudan daha fazla su tüketimi

AI sistemlerinin sadece elektrikle değil, aynı zamanda devasa soğutma sistemleriyle çalıştığı unutulmamalıdır. Araştırma, yapay zekânın su tüketiminin 2025 yılında 765 milyar litreye ulaşacağını öngörüyor. Bu miktar, dünya genelindeki tüm şişelenmiş su talebinden daha fazladır. Özellikle su stresinin yaşandığı bölgelerde kurulan veri merkezleri, yerel su kaynakları üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Google gibi şirketlerin, veri merkezlerini çalıştırmak için gereken elektriğin üretiminde kullanılan suyu raporlarına dahil etmemesi, şeffaflık tartışmalarını da beraberinde getiriyor.

Enerji canavarı veri merkezleri

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), modern yapay zekâ odaklı veri merkezlerinin enerji tüketimini, yüksek enerji harcamasıyla bilinen alüminyum eritme tesislerine benzetiyor. Bugün inşa edilen en büyük “hiper ölçekli” tesislerin her biri, yaklaşık 2 milyon hanenin tükettiği kadar elektrik harcayabiliyor. IEA verilerine göre, veri merkezi elektrik tüketiminin dağılımı şu şekildedir:

  • ABD: %45
  • Çin: %25
  • Avrupa: %15

Küresel örnekler: İngiltere ve Hindistan’daki “karbon yükümlülüğü”

Yapay zekâ çılgınlığı, dünyanın dört bir yanında devasa inşaat projelerini de beraberinde getiriyor. İngiltere’nin Northumberland bölgesindeki eski bir kömür santrali alanına kurulan veri merkezi, tam kapasiteyle çalıştığında yılda 180.000 tondan fazla CO2 salacak. Bu, 24.000 evin toplam emisyonuna eşit bir rakam.

Hindistan’da ise durum daha vahim. Ülkede veri merkezlerine yapılan 30 milyar dolarlık yatırım, enerji şebekesinin yetersizliği nedeniyle devasa dizel jeneratör çiftliklerinin kurulmasına neden oluyor. KPMG’nin “büyük bir karbon yükümlülüğü” olarak nitelendirdiği bu durum, temiz enerjiye geçiş sürecinde büyük bir engel teşkil ediyor.

Veri merkezi üssü olma yolunda riskler

Türkiye, son yıllarda stratejik konumu ve gelişen dijital altyapısıyla veri merkezi yatırımları için cazip bir merkez haline gelmeye başladı. Özellikle İstanbul ve çevresinde küresel teknoloji şirketlerinin veri merkezi kapasitesini artırma girişimleri biliniyor. Ancak AI odaklı bu büyüme, Türkiye’nin “2053 Net Sıfır Emisyon” hedefleri için hem bir fırsat hem de bir risk barındırıyor.

Eğer Türkiye, bu devasa enerji talebini yenilenebilir enerji kaynaklarıyla (güneş ve rüzgar) besleyemezse, yapay zekâ yatırımları ülkenin karbon yoğunluğunu artırabilir. Ayrıca, Marmara Bölgesi gibi su krizine duyarlı alanlarda kurulacak yeni nesil AI veri merkezlerinin soğutma ihtiyaçları, yerel su yönetimi stratejileriyle çelişebilir. Türkiye’nin bu süreçte “Yeşil Veri Merkezleri” standartlarını zorunlu kılması ve AI teknolojilerinin getirdiği karbon yükünü teknoloji şirketlerine paylaştırması gerekecek.

Dijital deha mı, ekolojik bela mı?

Yapay zekâ, tıp alanındaki buluşlardan iklim modellerinin tahmin edilmesine kadar insanlığa inanılmaz faydalar sağlıyor. Ancak bu teknolojinin “bedelsiz” olduğu yanılgısından kurtulmamız gerekiyor. Alex de Vries-Gao’nun da belirttiği gibi, şu anda bu teknolojinin çevresel maliyetini şirketler değil, toplum ve gelecek nesiller ödüyor.

Buzdağının görünen kısmı sadece bir sohbet robotuyla yazışmak olsa da, suyun altında milyonlarca hanelik enerji tüketen ve nehirleri kurutan devasa bir makine dairesi çalışıyor. Eğer teknoloji devleri, AI’nın verimliliğini artırmak yerine sadece “daha büyük modeller” peşinde koşmaya devam ederlerse, 2025 yılı sadece yapay zekânın zaferi değil, aynı zamanda iklim hedeflerinin mağlubiyeti olarak tarihe geçebilir. Çözüm, sadece temiz enerjiye geçmekte değil; aynı zamanda AI algoritmalarını daha “zayıf” ama “akıllı” (enerji verimli) hale getirecek yeni bir yazılım mimarisindedir.

Kaynak

Guardian

Bültenimize abone olun

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Sosyal Medya Hesaplarımıza Abone Olun!

En güncel çevre haberlerini kaçırmayın. Bizi takip edin!

Facebook Twitter Instagram Bluesky Mastodon Linkedin Telegram Youtube
Scroll to Top
×