Dev petrol şirketleri yenilenebilir enerjinin sadece yüzde 1,5’ine sahip: “Bu sadece gösteriş amaçlı”

Yayın: 9 Ekim 2025 13:39
Güncelleme: 9 Ekim 2025 13:39

Dünyanın en büyük 250 petrol ve gaz şirketi, kamuoyuna yeşil enerji dönüşümüne olan bağlılıklarını defalarca ilan etmelerine rağmen, küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin yüzde 1,5’inden bile daha azına sahip. Barcelona Özerk Üniversitesi’nden araştırmacılar Marcel Llavero Pasquina ve Antonio Bontempi’nin Global Energy Monitor verilerini kullanarak yaptığı çalışma, fosil yakıt devlerinin küresel hidrokarbon üretiminin %88’inden sorumlu olmasına karşın, temiz enerjiye geçişte neredeyse yok denecek kadar az bir rol üstlendiğini ortaya koydu. Pasquina, elde edilen bu kadar düşük bir sayının kendisini bile şaşırttığını belirterek, bu durumun şirketlerin eylemlerinin sadece “gösteriş amaçlı” olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Dünya, iklim krizine karşı petrol ve gazdan uzaklaşmaya çalışırken, en büyük kirleticilerin bu minimal yatırımı, enerji dönüşümüne ne kadar samimi yaklaştıkları konusunda büyük şüpheler uyandırıyor. Bu şirketler neden yenilenebilir enerji projelerini bizzat geliştirmek yerine çoğunlukla satın almayı tercih ediyor? Uzmanlar, enerji dönüşümünün neden bu dev şirketlerin elinde olamayacağını düşünüyor? Türkiye’nin de enerji bağımsızlığını artırma çabaları sürerken, fosil yakıt şirketlerinin bu tutumu küresel dönüşümü nasıl yavaşlatıyor?

%0,13’lük utanç verici rakam

Araştırmacılar, dünya çapında 53.000’den fazla rüzgar, güneş, hidroelektrik ve jeotermal projenin mülkiyet kayıtlarını inceledi ve en büyük 250 petrol ve gaz şirketinin küresel olarak toplam işletme yenilenebilir enerji kapasitesinin yalnızca %1,42’sine sahip olduğunu tespit etti.

Çevre Bülteni

Doğanın Hikâyesine Ortak Ol

Her hafta iklim krizi, çevre kirliliği, doğa koruma ve sürdürülebilirlikle ilgili en önemli haberleri al.

×

Daha çarpıcı olan ise, yenilenebilir enerjinin bu dev şirketler tarafından üretilen toplam enerjinin yalnızca %0,13’ünü oluşturmasıdır. Bu, neredeyse tamamının fosil yakıt üretimi anlamına geliyor.

Satın Alma Üzerinden Büyüme: Tespit edilen bu %1,42’lik oranın bile yarısından fazlası—yaklaşık %54’ü—şirketlerin kendi yenilenebilir enerji projelerini sıfırdan geliştirmesi yerine, satın almalar yoluyla elde edildi. Bu durum, şirketlerin gerçekten yeni bir enerji sistemine yatırım yapmaktan çok, mevcut anlatılarını süslemek için kolay yoldan kapasite eklemeyi tercih ettiklerini gösteriyor.

Paris’teki Sciences Po’dan Thierry Bros, petrol ve gaz çıkarımıyla zenginleşmiş şirketlerin yenilenebilir enerji alanında büyük oyuncular olmamasının şaşırtıcı olmadığını belirtiyor. Bros’a göre, enerji dönüşümü “yıkıcı bir şey olmalı ve bu şirketlerin elinde olmayacak.”

Karbon yakalama: Asıl odak noktası mı, bir kaçış yolu mu?

Uzmanlar, büyük enerji şirketlerinin yenilenebilir enerji yatırımlarını gereksiz yere tanıttıklarına ve gerçek yatırım hedeflerinin farklı olduğuna inanıyor. Thierry Bros, bu şirketlerin asıl odak noktasının, fosil yakıtları terk etmek yerine, fosil yakıtların kullanımına devam etmelerini sağlayacak “Karbon Yakalama ve Sekestrasyon (CCS)” teknolojileri olduğunu öne sürüyor. CCS, fosil yakıtların yakılması sırasında karbonun havaya salınmadan önce yakalanmasını içeriyor.

Bros, büyük petrol şirketlerinin yenilenebilir enerjiye yatırım yapmamasını, bu alanın tamamen onların uzmanlık alanının dışında olmasıyla açıklıyor. Ancak, Birleşik Krallık’ın açık deniz enerji sektörünü temsil eden Offshore Energies UK gibi kuruluşlar, petrol, gaz, rüzgar ve düşük karbonlu teknolojilerin “çatışma halinde olmaktan çok uzak, tek bir entegre sistemin parçası” olduğunu savunarak, geçişi sağlayacak beceri ve insan kaynağının fosil yakıt sektöründe olduğunu iddia ediyor.

Küresel çevre adaleti hareketi ve Türkiye için önemi

Bu araştırma, küresel çevre adaleti hareketine katkıda bulunmayı amaçlayan bir grubun üyeleri tarafından yapılmıştır. Bu kadar düşük rakamların ortaya konulması, enerji dönüşümünün yavaşlamasının temel nedenlerinden birini, yani devasa sermayeyi elinde tutan fosil yakıt sektörünün direnç gösteren tutumunu işaret ediyor.

Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bir kısmını ithalatla karşılamak zorunda kaldığı için, yenilenebilir enerjiye geçiş ve enerji bağımsızlığını sağlama çabasındadır. Fosil yakıt devlerinin bu yatırım isteksizliği, küresel ölçekte yenilenebilir enerji teknolojilerinin yaygınlaşmasını yavaşlatmakta ve dolayısıyla Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için temiz enerjiye erişim maliyetlerini ve hızını etkilemektedir. Türkiye’nin kendi enerji dönüşümünü hızlandırması, bu küresel devlerin tutumundan bağımsız, ulusal bir zorunluluktur.

Yorum

Dünyanın en büyük petrol ve gaz şirketlerinin küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin sadece %1,5’inden azına sahip olması, basit bir yatırım eksikliğinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu rakamlar, şirketlerin kamuoyu baskısını hafifletmek için kullandığı “yeşil aklama” (greenwashing) iddialarını çarpıcı bir şekilde çürütüyor. Yatırımların büyük bir kısmının satın almalarla yapılması, bu şirketlerin mevcut iş modellerini gerçekten dönüştürmeye istekli olmadıklarını, bunun yerine anlatılarını korumaya çalıştıklarını gösteriyor.

Enerji dönüşümünün “yıkıcı” bir süreç olması gerektiği ve mevcut devlerin kontrolünde olmayacağı tezi, bu bulgular ışığında güçleniyor. Gelecek, fosil yakıt uzmanlığından çok, yenilenebilir enerji teknolojilerine ve akıllı şebekelere odaklanan yeni oyuncular tarafından şekillendirilecektir. Hükümetler ve politika yapıcılar, bu fosil yakıt devlerinin yavaşlatıcı etkisinden bağımsız olarak, acil ve iddialı bir şekilde temiz enerjiye geçişi hızlandırmalıdır.

Kaynak: Barcelona Özerk Üniversitesi, Global Energy Monitor, Sciences Po, NewScience

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top