Kuraklık nedeniyle Kızılırmak’ın debisi son 4 yılın en düşük seviyesine geriledi

Yayın: 9 Ekim 2025 15:24
Güncelleme: 9 Ekim 2025 15:25

Türkiye’nin can damarlarından biri olan Kızılırmak Nehri’nin debisi, yaşanan şiddetli kuraklık nedeniyle ekim ayı ortalamalarında son 4 yılın en düşük seviyesine indi. Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre, ırmağın Sivas girişindeki Dikmencik mevkisinde geçen yıl ekim ayında saniyede 4,35 metreküp olan ortalama debi, bu yıl aynı dönemde saniyede 3,11 metreküpe geriledi. Nehrin Sivas çıkışında da durum farklı değil; Söğütlühan mevkisindeki debi 7,8 metreküpten 5,86 metreküpe düştü.

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Fatih Kartal, bu düşüşün küresel ısınmanın en büyük sonuçlarından biri olan kuraklığın artık Türkiye’nin “en büyük kanayan yarası” haline geldiğini gösterdiğini belirtiyor. 1355 kilometre uzunluğuyla Türkiye’nin en uzun nehri olan Kızılırmak’taki bu azalma, hem nehrin üzerindeki barajları hem de sulamaya bağımlı tarımsal faaliyetleri nasıl tehdit ediyor? Yağışların azalmasıyla birlikte su kaynaklarının tükenmesi, Sivas gibi şehirlerdeki su kesintileriyle nasıl başa çıkılmasını gerektiriyor?

Verilerle kuraklık: Kızılırmak’ta kritik düşüş

Kızılırmak’taki debi verileri, son yıllarda yaşanan su stresinin boyutunu açıkça ortaya koyuyor. Aşağıdaki tablo, nehirdeki su miktarının ne kadar hızla azaldığını gözler önüne seriyor:

Çevre Bülteni

Doğanın Hikâyesine Ortak Ol

Her hafta iklim krizi, çevre kirliliği, doğa koruma ve sürdürülebilirlikle ilgili en önemli haberleri al.

×
YılSivas Girişi (Dikmencik)Sivas Çıkışı (Söğütlühan)
20223,146,64
20234,776,83
20244,357,80
20253,115,86

2025 ekim verileri, hem nehrin giriş hem de çıkış noktasında son dört yılın en düşük seviyesine işaret ediyor. Giriş noktasındaki 3,11 metreküplük debi, rekor olarak kabul edilen 2022 yılı seviyesinin bile altına inerek tehlike sınırına ulaşıyor.

Uzman görüşü: “Ciddi boyutta düşüşler var”

Coğrafya Eğitimi Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Fatih Kartal, Kızılırmak’taki bu düşüşün alarm verdiğini belirtiyor. Kartal, tüm su kaynaklarının ana kaynağının yağış olduğunu ve yağış ortalamasının azalmasının doğrudan kuraklığı tetiklediğini ifade etti.

Kartal’a göre, su miktarındaki bu ciddi düşüşler:

  1. Su Kaynaklarının Tükenmesine yol açıyor.
  2. Bu su kaynaklarına dayalı olan tüm faaliyetlerin eksilmesine ve azalmasına neden oluyor.

Kızılırmak’ın Sivas’ın İmranlı ilçesindeki Kızıldağ’dan doğup Samsun’daki Bafra Burnu’ndan Karadeniz’e döküldüğü ve üzerinde Sarıoğlan, Yamula, Hirfanlı, Altınkaya gibi önemli barajların bulunduğu düşünüldüğünde, nehir debisindeki bu azalma, Türkiye’nin elektrik üretimi ve sulama kapasitesi için doğrudan bir tehdit oluşturuyor.

Kuraklıkla mücadelede alınması gereken önlemler

Dr. Öğr. Üyesi Kartal, yağışların azalması karşısında hem bireysel hem de devlet düzeyinde çok ciddi önlemler alınması gerektiğini vurguluyor. Bu önlemlerin başında şunlar geliyor:

  • Tarımsal Politikalar: Tarımsal anlamda çok ciddi politikaların atılması ve tarım ürünleri tercihinin iyi yapılması gerekiyor. Su tüketimi yüksek ürünlerden, daha az suya ihtiyaç duyan ürünlere geçiş, acil bir tarım revizyonu gerektiriyor.
  • Bilinçli Kullanım: Su kaynaklarının tükenebilir olduğu bilinciyle hareket etmek ve suyun kesinlikle bilinçli, dikkatli kullanılması gerekiyor. Kentsel alanlarda yaşanan kısmi su kesintileri dahi, su kaynaklarının tükenme riskinin bir göstergesidir.

Bu düşüş, sadece tarımsal sulamayı değil, aynı zamanda nehrin ekosistemini ve üzerindeki barajların enerji üretim verimliliğini de olumsuz etkileyecektir. Özellikle düzensiz rejime sahip Kızılırmak’ın ilkbaharda kar sularıyla dolma eğiliminde olduğu düşünüldüğünde, kış aylarındaki yağış ve kar miktarının gelecekteki kuraklık tablosu için belirleyici olacağı açıktır.

Türkiye için büyük bir sınav: Su güvenliği

Kızılırmak’ın debisindeki bu rekor düşüş, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu su güvenliği meselesinin ne kadar acil olduğunu gösteriyor. Ülke genelinde su kaynaklarının azalması, sadece tarım ve enerji sektörlerini değil, aynı zamanda kentsel su tedarikini de riske atıyor. Kızılırmak gibi devasa bir nehrin debisindeki kayıp, diğer nehir ve göllerdeki kayıplarla birleştiğinde, Türkiye’nin su stresi haritasını kırmızıya çeviriyor. Bu nedenle, ulusal düzeyde su kaynakları yönetiminde köklü değişiklikler ve iklim adaptasyon stratejilerinin hızla uygulanması gerekiyor.

Yorum

Kızılırmak’ın debi verileri, kuraklığın artık “geliyorum” diyen bir tehdit olmaktan çıkıp, günlük hayatımızı ve ulusal ekonomimizi doğrudan etkileyen bir gerçekliğe dönüştüğünün en somut kanıtıdır. 2025 verilerinin son dört yılın en kötüsü olması, önceki yılların “kısmi iyileşme” işaretlerinin geçici olduğunu ve temel sorunun küresel ısınmaya bağlı yağış azlığı olduğunu gösteriyor.

Bu alarm zilleri çalarken, suyun bilinçsiz kullanımına son vermek bir zorunluluktur. Bireysel olarak su tasarrufu yapmak ne kadar önemliyse, devlet politikaları açısından da su yoğun tarım ürünlerinden uzaklaşmak ve baraj kapasitelerini sadece su tutmak için değil, aynı zamanda ekosistemin yaşamını sürdürmesi için de yönetmek hayati önem taşıyor. Su biterse, üzerindeki tarımsal, enerji ve kentsel yaşam da biter. Bu nedenle Kızılırmak’taki düşüş, tüm Türkiye için bir eylem çağrısıdır.

Kaynak: Devlet Su İşleri 19. Bölge Müdürlüğü, Anadolu Ajansı (AA)

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top