Finans sektörünün iklim değişikliğiyle mücadele etmek ve küresel finans sistemini dönüştürmek için trilyonlarca dolar seferber etme vaadinde bulunmasının üzerinden altı yıl geçti. Ancak bugün gelinen noktada, bu iddialı girişimin büyük ölçüde çöktüğü görülüyor.
Bir zamanlar Wall Street’in merkezine yerleşen iklim söylemi, siyasi baskılar, ekonomik çıkarlar ve zayıf taahhütler nedeniyle geri plana itildi. Birçok büyük finans kurumu ya verdikleri sözlerden geri adım attı ya da bu taahhütleri tamamen terk etti.

Larry Fink’in Davos’ta başlattığı dalga
Ocak 2020’de dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi BlackRock’ın CEO’su Larry Fink, şirketin yönettiği trilyonlarca doları küresel ısınmayla mücadelede kullanacağını açıklayarak iş dünyasında yankı uyandırdı.
“Her hükümet, şirket ve hissedar iklim değişikliğiyle yüzleşmelidir” diyen Fink, finansın “temelden yeniden şekillendirilmesi” çağrısında bulundu.
Tavsiye Edilen Haberler
-
SürdürülebilirlikSıfır Atık Vakfı’ndan Enerji Tasarrufu Haftası çağrısı -
-
-
Birkaç gün sonra Dünya Ekonomik Forumu için Davos’a giden Fink, küresel sıcaklık artışını simgeleyen “ısınma çizgileri” desenli atkısıyla iklim krizine verdiği önemi sembolik olarak da ortaya koydu.
Bu çağrı, kısa sürede Wall Street’te yaygın bir harekete dönüştü.
ESG yükseliyor, vaatler çoğalıyor
BlackRock’ın çıkışıyla birlikte neredeyse tüm büyük finans kuruluşları karbon emisyonlarını azaltma sözü verdi. Fosil yakıtların aşamalı olarak terk edilmesini hedefleyen ittifaklara katılım hızlandı, temiz enerji yatırımları teşvik edildi.

Çevresel, sosyal ve yönetişim kriterleri (ESG), Wall Street yatırımlarının temel unsurlarından biri haline geldi. ABD’deki büyük bankalar, Kuzey Kutbu Ulusal Yaban Hayatı Koruma Alanı’nda petrol sondajını finanse etmeyeceklerini açıkladı. JPMorgan, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu finansman sağlayacağını duyurdu.
Ancak bu vaatlerin çoğu, iş modellerinde gerçek ve maliyetli değişiklikler gerektirmiyordu.
Paris hedefleri ile kârlılık arasındaki çatışma
Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşmak, fosil yakıtlardan hızla çıkılması ve rüzgar ile güneş gibi temiz enerji kaynaklarına geçiş anlamına geliyordu. Bu ise, fosil yakıt projelerinin en büyük finansörlerinden biri olan JPMorgan gibi bankalar için son derece kârlı bir iş kolundan vazgeçmek demekti.
Bu noktada iklim taahhütleri ile ticari çıkarlar arasındaki çelişki belirginleşmeye başladı.

130 trilyon dolarlık iddia: GFANZ
2021’de Glasgow’da düzenlenen COP26 zirvesi, finans sektörünün iklim iddialarının zirveye ulaştığı an oldu. Mark Carney öncülüğünde, 450’den fazla finans kuruluşunu bir araya getiren Glasgow Finansal İttifakı (GFANZ) kuruldu.
İttifak, üyelerinin toplamda 130 trilyon dolarlık varlığı küresel ısınmayla mücadele için seferber edeceğini açıkladı. Net-Zero Bankacılık Birliği ve Net-Zero Varlık Yöneticileri girişimi gibi alt yapılar da bu çatı altında toplandı.
Katılım kolaydı: iyi niyet beyanı yeterliydi, bağlayıcı yaptırımlar yoktu.
İçerideki şüpheler ve ilk çatlaklar
Wall Street iklim liderliği rolünü üstlenirken, bazı yöneticiler ESG yaklaşımına baştan kuşkuyla yaklaşıyordu. BlackRock’ın eski üst düzey yöneticilerinden Terrence Keeley, ESG fonlarının hem finansal getiri hem de çevresel etki açısından başarısız olacağını savundu.
Ancak bu itirazlar, ESG fonlarının 2021’de BlackRock’a yaklaşık 25 milyar dolarlık yeni varlık çekmesini engellemedi.
Muhafazakâr karşı hamle başlıyor

Aynı günlerde, Cumhuriyetçi eyalet hazinedarları Florida’da bir araya gelerek Wall Street’in çevresel taahhütlerine karşı nasıl hareket edeceklerini tartışıyordu.
Kısa süre içinde Cumhuriyetçi eyaletler BlackRock’tan 1 milyar dolardan fazla fon çekti. Muhafazakâr siyasetçiler, fosil yakıt endüstrisiyle bağlantılı kuruluşlar ve sağcı düşünce kuruluşları ESG karşıtı geniş bir kampanya başlattı.
Bu kampanya; dava tehditleri, yasa teklifleri, sosyal medya saldırıları ve “hissedar kârının ihlali” suçlamalarıyla büyüdü.
Hukuki riskler Wall Street’i geri adım attırıyor
2022’de, BM destekli Race to Zero girişimi finans kuruluşlarından kömür şirketleriyle çalışmayı bırakmalarını isteyince alarm zilleri çaldı. Muhafazakâr gruplar, ESG ittifaklarının rekabet yasalarını ihlal ettiği iddiasıyla hukuki süreçleri gündeme getirdi.
GFANZ kısa süre sonra Race to Zero ile bağlarını kopardı, ancak siyasi baskı durmadı. ABD genelinde ESG karşıtı 100’den fazla yasa tasarısı sunuldu.
Trump’ın dönüşü ve ittifakların çöküşü
Donald Trump’ın Kasım 2024’te yeniden başkan seçilmesiyle birlikte süreç hızlandı. Neredeyse tüm büyük Amerikan bankaları Net-Zero Bankacılık Birliği’nden çekildi ve ittifak fiilen dağıldı.
Ardından Net-Zero Varlık Yöneticileri girişimi faaliyetlerini askıya aldı. Bank of America, kömür ve Arktik petrol sondajına ilişkin önceki kısıtlamalarını geri çekti. BlackRock ise çevresel ve sosyal hissedar önerilerine verdiği desteği önemli ölçüde azalttı.
Larry Fink’in son yatırımcı mektubunda iklim değişikliğinden hiç bahsedilmemesi, bu dönüşün sembolü oldu. Bunun yerine “enerji pragmatizmi” vurgulandı.
“Tepenin zirvesinden geri iniş”
İsminin açıklanmasını istemeyen eski bir BlackRock yöneticisi süreci şu sözlerle özetledi:
“Bunlar, işlerine gelmediğinde verdikleri sözlerden dönen Wall Street vaatleriydi. Zirveye çıktık ve sonra aşağıya geri indik.”
Wall Street’in iklim değişikliğini dönüştürücü bir fırsat olarak görme iddiası, siyasi baskılar ve ekonomik gerçekler karşısında dağılmış görünüyor. Finansın gezegeni kurtarma vaadi, şimdilik rafa kaldırılmış durumda.
Kaynak: New York Times





