Güney Avrupa’da yangın sayısı azaldı ama risk büyüdü: Çözüm ne?

Haber Giriş: 07:37, 31.07.2026
Güncelleme: 07:37, 31.07.2026

Yeni ve kapsamlı bir araştırma, Portekiz, İspanya, Fransa, İtalya ve Yunanistan’ın yangınları tetikleyen hava koşullarını giderek daha fazla yaşadığı konusunda uyarıyor.

Avrupa genelinde yangınlar devam ederken bilim insanları, Güney Avrupa’da yangınları körükleyen hava şartlarının “aşırı derece sertleştiği” uyarısında bulundu.

Son haftalarda İspanya ve Fransa genelinde kontrol altına alınamayan yangınlar, iki ülkede toplam 120 bin hektardan fazla alanı küle çevirdi ve 300 binden fazla kişiyi evlerini terk etmeye zorladı.

Bu durum, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük tahliye operasyonu olmakla birlikte, AB’nin kayıtlara geçen en kötü orman yangını sezonuna doğru ilerlediği anlamına geliyor.

Acil müdahale sistemleri yangının yayılmasını kısmen kontrol altına almaya yardımcı olsa da, dün (29 Temmuz) Fransa’nın güneybatısında Paris’in 4 katı büyüklüğündeki bir yangın yeniden şiddetlenme tehdidi yarattı, Yunanistan’ın Girit adasında ise 3 itfaiyeci hayatını kaybetti.

AB’nin yangınla mücadele kapasitesi, yangınların artan şiddetine yetişmekte zorlanıyor.

Avrupa yeni bir sıcak hava dalgasına hazırlanırken, yangınların yeniden alevlenme korkusu yüksek seyrediyor. Yeni yapılan bir araştırma, Avrupa’nın ölümcül orman yangınlarına karşı nasıl giderek daha savunmasız hâle geldiğini gözler önüne seriyor.

Avrupa’da artan orman yangını riskinin arkasında ne var?

Bugün Scientific Reports dergisinde yayınlanan yeni bir çalışma; Portekiz, İspanya, Fransa, İtalya ve Yunanistan’ın ulusal orman yangını kayıtlarını, 1981 ile 2025 yılları arasındaki hava ve iklim verileriyle birlikte analiz etti.

Araştırmacılar; Fransa ve İspanya’nın bazı bölgelerinde yangını tetikleyen hava koşullarının (sıcak, kuru ve rüzgârlı şartlar) şiddetinin, 2016-2025 yılları arasında 1981-2010 dönemine kıyasla yüzde 50’ye varan oranlarda arttığını tespit etti.

“Yangını son derece tetikleyen koşulların” yaşandığı gün sayısı da, incelenen ülkelerin belirli bölgelerinde 1981-2010 yılları arasında yaz başına 10 günden azken, son on yılda yaklaşık 25 güne yükseldi.

Raporun yazarları, yangını tetikleyen hava koşullarının sıklığının sıcak ve kurak günlerdeki artışı yansıttığını ve doğal olarak meydana gelen El Niño da dâhil olmak üzere “büyük ölçekli iklim kalıplarıyla bağlantılı” olduğunu belirtiyor.

Raporda şu ifadelere yer veriliyor:

“Kuzey Atlas Okyanusu üzerindeki daha küçük hava basıncı farkları; Yunanistan, İtalya, Korsika ve İspanya’nın bazı bölgelerinde yangını tetikleyen hava koşullarındaki artışla örtüştü.”

“Tropikal Pasifik’te El Niño ile ilişkili deniz yüzeyi sıcaklığı anormallikleri, İber Yarımadası’nın kuzeybatısı, Sicilya ve Güney Yunanistan’ın bazı kısımlarında yangını tetikleyen havanın öncülü oldu.”

El Niño olaylarının çoğunun küresel ortalama sıcaklıkları geçici olarak yaklaşık 0,2 santigrat derece artırdığını belirtmekte fayda var. Bu durum, fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan ve küresel yüzey sıcaklığını sanayi öncesi seviyelere kıyasla yaklaşık 1,3 – 1,5 derece yukarı çeken insan kaynaklı iklim değişikliği kadar büyük bir etkiye sahip değil.

AB’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi’ne (C3S) göre Avrupa, sıcaklıkların küresel ortalamadan iki kat daha hızlı yükseldiği, gezegenin en hızlı ısınan kıtası konumunda.

World Weather Attribution (WWA) tarafından yapılan bir etki analizi de, Avrupa’da sıcaklıkların birden fazla ülkede 40 dereceye ulaştığı haziran ayındaki sıcak hava dalgasının, bundan sadece 50 yıl önce (1976’da) “neredeyse imkânsız” olacağını ortaya koydu.

Tüm bunlara rağmen, incelenen beş ülkede son 10 yıldaki yıllık orman yangını sayısı 1981-2010 dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 40 daha düşük gerçekleşti. Bu durum, itfaiye ekipleri için geliştirilen eğitimler ve kamu bilincini artırma kampanyaları da dâhil olmak üzere yangın yönetim çabalarının meyve verdiğini gösteriyor.

Avrupa orman yangını riskini nasıl düşürebilir?

Fosil yakıtlardan uzaklaşıp temiz enerjiye geçerek iklim değişikliğiyle mücadele edilmediği sürece küresel sıcaklıklar yükselmeye devam edecek ve bu da orman yangınlarını körükleyen aşırı hava olayları riskini artıracaktır.

Bu süreçte, riski azaltmaya yardımcı olabilecek birçok orman yangını yönetim uygulaması bulunuyor. Bunlardan biri, kontrol altında tutulan hava koşullarında belirlenmiş bir arazi parçasının kasten yakılmasını içeren “kontrollü yakma” tekniği.

Bu yöntem genellikle, yaz aylarında sıkça çıkan daha büyük orman yangınlarının riskini azaltabilecek kuru yaprakları ve küçük ağaçları temizlemek için kullanılıyor. Stanford Üniversitesi tarafından 2025 yılında yapılan bir araştırma, kontrollü yakmaların sonraki orman yangınlarının şiddetini ortalama yüzde 16, net duman kirliliğini ise ortalama yüzde 14 oranında azaltabildiğini ortaya koydu.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı’na (WWF) göre, “sürdürülebilir arazi kullanımı yönetiminin” sağlanması, özellikle halihazırda yüksek orman yangını riski taşıyan bölgelerde ölümcül felaketlerin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir.

Kuruluş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer veriyor:

“Arazi kullanımı değişikliklerini düzenlemek ve yapılaşmanın yangın riskini artırmamasını sağlamak için imar talimatnamelerini güncellemek önemlidir.”

“Söndürüldüklerinde yangınların etkileri sona ermiyor, sonrasında seller ve toprak erozyonu gelebilir. Yangın sonrasında, yanan arazilerin değişen iklime uyum sağlayabilen bitki örtüsüyle yeniden iyileştirilmesini sağlayarak ek hasar riskini azaltın.”

WWF ve Wetlands International Europe gibi çevre kuruluşlarından uzmanlar da kuraklık ve orman yangınlarıyla mücadele etmek için doğal peyzajların ve sağlıklı su sistemlerinin restore edilmesi çağrısında bulunuyor.

Çimlerden, çalılardan ve diğer bitki örtüsünden nem buharlaştığı için orman yangını riski sadece birkaç günlük kavurucu sıcakların ardından bile tavan yapabiliyor. Bu durum, bitkilerin tutuşmasını kolaylaştırırken söndürülmesini zorlaştırıyor.

Sulak alanlar ve nehirler ise suyu emiyor, depoluyor ve yavaşça salarak doğal yangın engelleri oluşturuyor. Ancak düşen su seviyeleri ve çevresel tahribat, bu alanların yangınların yayılmasını durdurma yeteneğini zayıflatıyor.

Orman yangını hasarını durdurduğu kanıtlanmış türlerin ekosisteme yeniden kazandırılması da değerlendirilmeye değer. Örneğin kunduzlar, baraj kurma faaliyetleri sayesinde kuraklık sırasında bitki örtüsünü yeşil tutarak yangınların yayılmasını engelledikleri için “doğal itfaiyeciler” olarak adlandırılıyor.

Bültenimize abone olun

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Sosyal Medya Hesaplarımıza Abone Olun!

En güncel çevre haberlerini kaçırmayın. Bizi takip edin!

Facebook Twitter Instagram Bluesky Mastodon Linkedin Telegram Youtube
Scroll to Top
×