Yeni bir bilimsel araştırmaya göre atlar, insanların korku halinde yaydığı vücut kokusunu algılayabiliyor ve buna fizyolojik ile davranışsal tepkiler veriyor. Bulgular, insan duygularının hayvanlara yalnızca beden diliyle değil, koku yoluyla da aktarılabildiğini ortaya koyuyor.
Araştırmacılar, özellikle korku filmleri izleyen insanların ter kokusuna maruz kalan atların daha kolay ürktüğünü, kalp atış hızlarının yükseldiğini ve bakıcılarına yaklaşma eğilimlerinin azaldığını tespit etti.

Korku kokusu atlarda stres tepkisini artırıyor
Deneyler sırasında, korku filmi izleyen gönüllülerden alınan vücut kokularına maruz bırakılan atların, daha sık ürktüğü, kalp atış hızlarının arttığı ve insan bakıcılarıyla daha az temas kurduğu gözlemlendi. Aynı testler, neşeli veya sakin içerikler izleyen kişilerin vücut kokuları kullanıldığında tekrarlandığında ise bu tepkiler belirgin biçimde daha zayıf kaldı.
Araştırmacılara göre bu durum, insan korkusunun atlar için potansiyel bir tehlike sinyali olarak algılanıyor olabileceğini gösteriyor.
Tavsiye Edilen Haberler
-
-
İklim DeğişikliğiDünya neden düşündüğümüzden daha hızlı ısınıyor? -
-
SürdürülebilirlikCDP raporu: Japon şirketleri iklim liderliğinde zirvede

“Duygularımızı farkında olmadan hayvanlara aktarıyoruz”
Fransa’daki Tours Üniversitesi’nden çalışmanın yazarlarından Dr. Léa Lansade, elde edilen sonuçların insan-hayvan ilişkisine dair önemli ipuçları sunduğunu söyledi.
“Bu çalışma, insanlar ile hayvanlar arasındaki güçlü ve çoğu zaman bilinçsiz bağı gözler önüne seriyor. Farkında olmadan duygularımızı hayvanlara aktarıyoruz ve bu, onların duygusal durumlarını ciddi biçimde etkileyebiliyor.”
Lansade’ye göre bu durum özellikle binicilik, hayvan bakımı ve eğitim süreçleri açısından dikkate alınması gereken bir unsur.

Deney nasıl yapıldı?
Araştırma kapsamında gönüllüler, koltuk altlarına pamuk pedler yerleştirerek farklı türde görsel içerikler izledi.
- Korku uyandıran sahneler için Sinister filminden bölümler,
- Neşeli sahneler için ise Singin’ in the Rain gibi daha olumlu içerikler kullanıldı.
Bu pamuk pedler daha sonra atların burun deliklerine yakın olacak şekilde sunuldu. Böylece atların, farklı duygusal durumlara ait insan kokularına verdikleri tepkiler gözlemlendi.
Davranış ve fizyolojik tepkiler birlikte incelendi

Araştırmacılar, yalnızca atların davranışlarını değil, aynı zamanda fizyolojik tepkilerini de ölçtü. Deneylerde; atların bakıcılarına yaklaşma sıklığı, yem yerken ani bir uyaranla (örneğin şemsiye açılması) verdikleri tepki, kalp atış hızları takip edildi.
Plos One dergisinde yayımlanan sonuçlara göre korku kokusuna maruz kalan atlarda kalp atış hızı yükselirken, stres hormonu kortizol seviyelerinde anlamlı bir değişim saptanmadı.
“Binicilerin ruh hali atın davranışını etkileyebilir”
Çalışmanın ilk yazarı ve Fransız At ve Binicilik Enstitüsü’nde görev yapan Dr. Plotine Jardat, insanların yaydıkları kokuları bilinçli olarak kontrol etmelerinin zor olduğunu ancak bunun farkında olunması gerektiğini vurguladı.
“Sakin ve olumlu bir ruh haliyle atın yanına gelmek, etkileşimi iyileştirebilir. Eğer binici veya bakıcı korku içindeyse, at da bu duyguyu algılayarak daha güçlü bir korku tepkisi verebilir.”
Bu durumun özellikle güvenlik açısından önemli sonuçları olabileceği belirtiliyor.

Atlar yalnız değil: Köpeklerde de benzer sonuçlar var
Napoli Federico II Üniversitesi’nden Prof. Biagio D’Aniello, daha önce yapılan çalışmaların köpeklerin de insan korkusunu koku yoluyla algılayabildiğini gösterdiğini hatırlattı.
“Bu bulgular, duygusal sinyallerin türler arasında aktarılabildiğine dair artan kanıtları destekliyor. İnsan stresi veya sakinliği, eğitimden günlük bakıma kadar insan–hayvan etkileşimlerini şekillendirebilir.”
İnsan-hayvan ilişkileri için yeni bir bakış açısı
Araştırmacılara göre bu çalışma, hayvanlarla çalışan kişilerin yalnızca davranışlarına değil, kendi duygusal durumlarına da dikkat etmeleri gerektiğini ortaya koyuyor. Korku, fark edilmeden bile hayvanlarda stres ve savunma tepkilerini tetikleyebiliyor.
Bilim insanları, korkunun koku yoluyla bulaşmasının daha geniş türler arasında da geçerli olup olmadığını anlamak için yeni araştırmalar yapılması gerektiğini vurguluyor.





