Onlarca yıllık toparlanmanın ardından güney balinalarında üreme oranlarının iklim kriziyle bağlantılı olarak düşmeye başladığı belirlendi. Bilim insanları bu durumu, Güney Okyanusu’ndaki değişimlere dair önemli bir “uyarı sinyali” olarak nitelendiriyor.
19. ve 20. yüzyıllarda ticari balina avcılığı nedeniyle neredeyse yok olma noktasına gelen güney balinaları, Avustralya’da hâlâ tehlike altındaki türler arasında yer alıyor. Uzun vadeli izleme çalışmaları ise 2017’den bu yana üreme oranlarında dikkat çekici bir yavaşlama olduğunu ortaya koydu. Deniz biyoloğu ve Current Environmental’ın direktörü Dr. Claire Charlton’a göre, güney balinaları daha önce her üç yılda bir yavru doğururken, bu döngü artık dört ya da beş yıla uzamış durumda.
Bilim insanları otuz yılı aşkın süredir Büyük Avustralya Körfezi’nde toplanan fotoğraf tanımlama verilerini kullanarak türü izliyor. Balinalar, baş bölgelerindeki nasır adı verilen kallusların benzersiz desenlerine göre tanımlanıyor; böylece bireylerin göçleri ve üreme davranışları yıllar içinde takip edilebiliyor. Bölgedeki balina programını yöneten Charlton, güney balinalarını “muhteşem hayvanlar” olarak tanımlayarak, yalnızca boyutlarının değil, 150 yıla varan yaşam sürelerinin de etkileyici olduğunu vurguluyor. Yaz aylarında Antarktika ve subantarktika sularında beslenen balinalar, kışın üremek, çiftleşmek, dinlenmek ve sosyalleşmek için Avustralya kıyılarına göç ediyor.
Güney Okyanusu’ndaki değişimler üreme döngülerini etkiliyor

Scientific Reports dergisinde yayımlanan araştırma, üreme döngülerindeki değişimi Antarktika ve subantarktika’daki beslenme alanlarında yaşanan iklim kaynaklı değişimlerle ilişkilendiriyor. Charlton, okyanusların ısındığını ve deniz buzunun eridiğini, bunun da zincirleme çevresel değişimlere yol açtığını belirtiyor. Otuz beş yıllık yavrulama aralıklarının analiz edildiği çalışmada, üreme oranları ile deniz buzunun yayılımı, denizdeki sıcak hava dalgalarının sıklığı, av hayvanlarının bulunabilirliği ve diğer iklim göstergeleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edildi.
Tavsiye Edilen Haberler
Araştırmacılar, Güney Amerika ve Güney Afrika’daki güney balina popülasyonlarında da benzer eğilimler gözlendiğini aktarıyor. Kril ile beslenen diğer yırtıcı türlerin de azalan deniz buzu ve artan deniz sıcak hava dalgaları nedeniyle baskı altında olduğu ifade ediliyor. Charlton, tüm bu bulguların iklim değişikliğinin deniz yaşamı üzerindeki etkilerine dair açık bir uyarı niteliği taşıdığını ve koordineli koruma çabalarının aciliyetini ortaya koyduğunu söylüyor.
Çalışmaya katılmayan balina bilimcisi Vanessa Pirotta, uzun ömürlü bu türlerin değişen çevre koşullarına nasıl uyum sağladığını anlayabilmek için uzun vadeli verilerin hayati önemde olduğunu belirtiyor. Güney balinalarının geçmişteki büyük nüfus kaybı göz önüne alındığında, onlar hakkında daha fazla bilgi edinmenin sorumluluk olduğunu vurguluyor.
300’e düşen popülasyon bugün 4 bine yükseldi
Avustralya’da ticari balina avcılığı 1979’da sona erdi ve 1980’lerin sonunda Uluslararası Balina Avcılığı Komisyonu tarafından yasaklandı. Sayıları bir dönem 300’ün altına düşen popülasyonun bugün 2.346 ile 3.940 birey arasında olduğu tahmin ediliyor. Bu da balina avcılığı öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 16 ila yüzde 26’sına karşılık geliyor.
Griffith Üniversitesi’nden deniz ekolojisti Dr. Peter Corkeron, güney kıyılarındaki balinaları “okyanusun traktörleri” olarak tanımlıyor. Yoğun zooplankton kümelerini bulduklarında çim biçer gibi ileri geri hareket ederek besleniyorlar. Corkeron’a göre yavruların doğum aralıklarının uzaması, Antarktika ve subantarktika’daki koşulların artık eskisi kadar elverişli olmadığını gösteriyor. Memeliler için yavru sahibi olmanın zorlu bir süreç olduğunu belirten Corkeron, dişilerin yaşam boyu üreme başarısını en üst düzeye çıkarmak için yavru sayısı ile uzun yaşam arasında denge kurduğunu, koşullar kötüleştiğinde ise daha az yavruya yöneldiğini ifade ediyor.
Bilim insanlarına göre insan kaynaklı iklim değişikliği deniz ekosistemlerinin her katmanını etkiliyor ve güney balinalarındaki bu değişim, harekete geçilmesi gerektiğini hatırlatan bir başka güçlü mesaj niteliği taşıyor.





