Marmara Denizi’nin ekolojik kirlilik tarihini mercek altına alan geniş kapsamlı bir bilimsel araştırma, denizdeki mikroplastik kirliliğinin korkutucu boyutlara ulaştığını ortaya koydu.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Akdeniz, Ege ve Recep Tayyip Erdoğan üniversitelerinin ortaklığıyla yürütülen TÜBİTAK 1001 projesinin ilk bulgularına göre, Marmara Denizi’ndeki mikroplastik kirliliği 2000’li yıllardan itibaren dramatik bir tırmanışa geçti.
Deniz tabanından alınan sediment (çökelti) örnekleri, sanayileşme, nüfus patlaması ve evsel atıkların etkisiyle bazı bölgelerdeki plastik yoğunluğunun son çeyrek asırda tam 3 kat arttığını kanıtladı.

Karot örnekleriyle deniz tabanından çıkarılan kirlilik tarihçesi
Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Olgaç Güven’in yürütücülüğünü üstlendiği projede, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsüne ait Bilim-2 araştırma gemisi kullanılarak Marmara’nın 14 kritik noktasından numuneler toplandı. Deniz tabanından “ahtapot” adı verilen özel karot cihazıyla çıkarılan 40-50 santimetre uzunluğundaki çökelti tüpleri, Marmara Denizi’nin adeta kirlilik hafızasını gün yüzüne çıkardı. İzmit Körfezi, Gemlik Körfezi, İmralı Baseni ve Marmara’nın en derin noktası olan Çınarcık Çukuru’ndan alınan bu karotlar, Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsünde radyoizotop yöntemiyle tarihlendirildi.
Yapılan analizler, insan faaliyetlerinin deniz ekosistemi üzerindeki kronolojik baskısını net bir şekilde belgeledi. Araştırmacılar, sediment katmanlarında 1960’lı yıllara kadar uzanan düzenli bir mikroplastik birikimi tespit ederken, daha eski katmanlarda da tekil plastik parçacıklarına rastladı. Ancak en çarpıcı kırılmanın, küresel plastik üretiminin ve tüketim çılgınlığının tavan yaptığı 2000’li yılların başından itibaren yaşandığı ve kirlilik eğrisinin bu dönemden sonra dik bir ivme kazandığı görüldü.
Tavsiye Edilen Haberler
-

-
Yeşil Yönetimİstanbul Sıfır Atık Haftası başladı -

-

1999 Gölcük Depremi’nin deniz altındaki gizli ekolojik izleri

Çalışmanın en dikkat çekici ve ezber bozan bulgularından biri de büyük Marmara depreminin deniz ekosistemine olan dolaylı etkisi oldu. Bilim insanları, İzmit Körfezi ve Çınarcık Baseni’nden alınan sediment örneklerinde, tam olarak 1999 Gölcük Depremi dönemine denk gelen katmanlarda plastik miktarında olağanüstü bir artış saptadı.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Olgaç Güven, bu durumun deprem sonrasında karasal alanda oluşan muazzam kirletici yükün, enkazların ve çöplerin yağmur suları, akıntılar ya da doğrudan kıyı çökmeleriyle deniz ortamına taşınmasından kaynaklandığını belirtti.
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Yücel de bu veriyi destekleyerek, depremselliğin yalnızca jeofiziksel bir yıkım yaratmadığını, aynı zamanda kıyıdaki tüm kirlilik döngüsünü deniz derinliklerine sürükleyen ekolojik bir kırılma noktası olduğunu vurguladı. Marmara’nın derin çukurları, bu büyük felaketin çevresel atıklarını birer doğal depolama alanı gibi yutarak derinlerinde hapsetti.
Sinsi tehlike: Çamaşır makinesinden çıkan lifler ve kozmetik mikro boncuklar

Araştırma, Marmara Denizi’ni yaşanmaz hale getiren mikroplastiklerin türlerine ve kaynaklarına ışık tutarak acı bir gerçeği daha ortaya koydu: Denizdeki mikroskobik plastiklerin yaklaşık yüzde 94’ü saç teli benzeri ince “fiber” yapılardan oluşuyor. Bu liflerin en büyük kaynağı ise günlük hayatımızın vazgeçilmezi olan sentetik ve polyester içerikli tekstil ürünleri. Evlerde yapılan her çamaşır yıkama işleminde giysilerden kopan milyonlarca mikro lif, kentsel arıtma tesislerinde bu boyutlardaki parçacıkları tutabilecek “mikro filtre” sistemleri bulunmadığı için doğrudan Marmara Denizi’ne deşarj ediliyor.
Tekstil kaynaklı fiberlerin yanı sıra, özellikle sanayi ve yoğun nüfus baskısı altındaki İzmit Körfezi’nde kişisel bakım ve kozmetik ürünlerinde (peeling ürünleri, diş macunları vb.) kullanılan ve “mikro boncuk” olarak adlandırılan plastik parçacıklarına rastlandı. Karadeniz’den gelen üst akıntıların taşıdığı kirlilik yükünün toplandığı Çınarcık Çukuru ile evsel/endüstriyel atıkların doğrudan hedefi olan İzmit ve Gemlik körfezleri, Marmara’nın en tehlikeli plastik birikim alanları olarak tescillendi.
Gelecek analizler ve üretim politikalarında radikal değişim ihtiyacı

TÜBİTAK projesinin bundan sonraki aşamalarında, laboratuvarda polimer karakterizasyonu ve ağır metal kirliliğine yönelik ileri düzey analizler gerçekleştirilecek. Bu sayede, sediment katmanlarında bulunan plastiklerin tam olarak hangi kimyasal türde (polietilen, polipropilen vb.) olduğu belirlenecek. Böylece Türkiye’nin geçmiş dönemlerdeki sanayi üretimi, ithalat hamleleri, tüketim alışkanlıkları ve çevre politikasındaki yasal kararların deniz ekosistemindeki birebir karşılığı haritalandırılabilecek.
Bilim insanları, Marmara Denizi’nin tek bir ülkenin (Türkiye’nin) iç denizi ve tam egemenlik alanında olması sebebiyle, kirletici baskıların izlenmesi ve radikal önlemlerin alınması açısından dünyadaki diğer denizlere göre daha avantajlı bir konumda olduğunu hatırlatıyor. Ancak mevcut tablonun sürdürülemez olduğunu belirten uzmanlar; tekstil sektöründe üretim standartlarının değiştirilmesi, evsel çamaşır makinelerine filtre zorunluluğu getirilmesi ve atık su arıtma tesislerinin ileri biyolojik/mikro düzeyde arıtma yapacak şekilde acilen modernize edilmesi gerektiği konusunda karar vericileri uyarıyor.









