Dünyanın en büyük ve en kırılgan mercan resifi ekosistemi olan Büyük Bariyer Resifi’nin geleceğine yönelik uluslararası diplomatik ve çevresel mücadelede kritik bir gelişme yaşandı.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), son yıllarda iklim krizi kaynaklı kitlesel beyazlama felaketleriyle sarsılan resif hakkında hazırladığı yeni karar taslağını yayımladı. Karar, Avustralya yönetiminde büyük bir memnuniyetle karşılanırken, bilim dünyasında ise tartışmaları beraberinde getirdi.
Avustralya Turizm Bakan Yardımcısı Nita Green, Cumartesi günü başkent Canberra’dan televizyonda yayınlanan resmi açıklamasında, UNESCO Dünya Miras Merkezi’nin Büyük Bariyer Resifi’ni “Tehlike Altındaki Dünya Miras Alanları” listesine dahil etmeme yönündeki taslak kararını büyük bir memnuniyetle karşıladıklarını duyurdu.
Bakan Yardımcısı, bu kararın Avustralya’nın resifi koruma, yönetme ve geleceğe taşıma konusundaki sürekli ve kararlı çabalarının uluslararası arenada takdir edilmesi anlamına geldiğini vurguladı.

9 milyar dolarlık turizm ekonomisi için lobinin zaferi
400 farklı mercan çeşidine, 1.500 balık türüne ve binlerce deniz canlısına ev sahipliği yapan Büyük Bariyer Resifi, Avustralya’nın kuzeydoğusundaki Queensland eyaleti kıyıları boyunca yaklaşık 2.400 kilometre uzanan devasa bir canlı organizma. Bu eşsiz doğa harikası, ekolojik değerinin yanı sıra Avustralya için hayati bir ekonomik kaynak konumunda bulunuyor.
Tavsiye Edilen Haberler
Her yıl 2 milyondan fazla yerli ve yabancı turisti bölgeye çeken resif, ülke ekonomisine yıllık bazda 9 milyar Avustralya dolarından (yaklaşık 6,25 milyar ABD doları) fazla doğrudan katkı sağlıyor.
Birleşmiş Milletler bilim insanları ve bağımsız çevre örgütleri, ekosistemdeki hızlı bozulma nedeniyle resifin acilen “Tehlike Altındaki Alanlar” listesine alınmasını uzun süredir ısrarla öneriyordu.
Ancak Avustralya hükümeti, bu prestijli ancak alarm niteliğindeki listenin uluslararası turizm algısını olumsuz etkileyebileceği ve milyarlarca dolarlık gelir kaybına yol açabileceği gerekçesiyle, resifin bu listeye girmemesi için yıllardır UNESCO nezdinde çok yoğun lobi faaliyetleri yürütüyordu.
Alınan son taslak karar, Avustralya hükümetinin yürüttüğü bu diplomatik girişimlerin başarıya ulaştığını gösteriyor.
5 yaz boyunca yaşanan kitlesel beyazlama ve ısı stresi

UNESCO’nun listeye almama kararına rağmen, Büyük Bariyer Resifi’nin biyolojik sağlığı üzerindeki tehditler tüm hızıyla devam ediyor. Queensland hükümeti ve deniz biyologlarının hazırladığı raporlar, küresel ısınmanın deniz suyu sıcaklıklarını ekstrem seviyelere çıkarmasının mercanlar üzerinde ölümcül bir baskı yarattığını kanıtlıyor.
Resifte, 2016 yılından bu yana tam beş yaz dönemi boyunca kitlesel mercan beyazlaması olayları yaşandı. Okyanuslardaki ısı stresi nedeniyle içlerindeki renkli ve besleyici algleri dışarı fırlatan mercanlar, adeta birer kireç yığınına dönüşerek beyazlaşıyor. Bu durum, mercanların beslenmesini durdurduğu için kitlesel ölüm riskini maksimum seviyeye çıkarıyor.
Bilim insanları, UNESCO’nun kararının siyasi ve ekonomik kaygılarla alındığını, resifin fiziksel olarak hala çok büyük bir tehlike altında olduğunu altını çizerek hatırlatıyor.
Küresel doğa mirasları ve Türkiye için çıkarılacak dersler
Avustralya’da yaşanan bu “ekonomi ile ekoloji arasındaki lobi savaşı”, dünya genelindeki tüm doğa miraslarının karşı karşıya olduğu ortak iklim ikilemini özetliyor. Bu durum, Akdeniz çanağında yer alan ve küresel ısınmanın etkilerini deniz suyu sıcaklık artışlarıyla doğrudan hisseden Türkiye için de çok önemli stratejik mesajlar içeriyor.
Türkiye’nin güney kıyılarında, Ege ve Akdeniz’de yer alan deniz koruma alanları, biyoçeşitlilik merkezleri ve kıyı ekosistemleri de benzer bir ısı stresi ve istilacı türlerin tehdidi altındadır.
Avustralya örneği, bir doğal alanı “tehlikeli” listelerden korumanın tek yolunun sadece diplomatik başarılar olmadığını, asıl çözümün fosil yakıt emisyonlarını azaltmak ve yerel koruma bütçelerini artırmaktan geçtiğini gösteriyor. Türkiye’nin de turizm gelirlerinin sürdürülebilirliği için kıyı ve deniz ekosistemlerini iklim krizine karşı dirençli hale getirecek uzun vadeli ulusal eylem planlarını tavizsiz uygulaması gerekiyor.









