Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, İstanbul’da düzenlenen COP31 D-8 Uluslararası Bakanlar Toplantısı’nda Türkiye’nin iklim vizyonunu dünyaya net bir şekilde ortaya koydu: “Afet sonrası yeniden inşa tecrübemizden Sıfır Atık Hareketi’ne, dirençli şehirlerden enerji verimliliğine kadar pek çok alanda edindiğimiz birikimi COP31 sürecinde tüm taraflarla paylaşmaya hazırız”.
9–20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek COP31 zirvesi, yaklaşık 200 ülkeden 150 bin kişinin katılımıyla Paris Anlaşması taahhütlerinin uygulanmasını ilerletmek ve küresel iklim eylemini güçlendirmek amacıyla hükümetleri, iş dünyasını ve sivil toplumu bir araya getirecek.

Kurum, COP31’i “diyalog, uzlaşı ve aksiyon” olmak üzere üç temel ilkeye dayanan, iklim değişikliğine uyumun hızlandırıldığı ve doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırıldığı bir uygulama platformu olarak tanımladı.
COP31 eylem gündemi: Sıfır atık, metan azaltımı ve yeşil sanayileşme 10 öncelikte şekillendi
Bakan Kurum, COP31 Başkanlığı olarak belirlediği 10 öncelikli çalışma alanını detaylı şekilde açıkladı ve bu alanların küresel iklim hedeflerine ulaşılmasını sağlayacak somut adımları içerdiğini vurguladı. Bu kapsamda, döngüsel ekonomiyi güçlendirmek amacıyla Sıfır Atık uygulamaları ve metan azaltımı hedeflerinin önceliklendirildiği belirtildi.
Sıfır Atık, Türkiye’nin en köklü çevre politikaları arasında yer alıyor ve COP31’de bu modelin uluslararası ölçekte yaygınlaştırılması için mekanizmalar geliştirilecek.
Tavsiye Edilen Haberler
Ayrıca, temiz enerji dönüşümünü hızlandırmak için elektrifikasyon ve enerji verimliliği ön plana çıkarıldı. Kurum, 2035 yılına kadar küresel elektrifikasyon oranının yüzde 35 seviyesine yükseltilmesi hedefini ortaya koydu ve bu hedefe ulaşmak için güçlü bir küresel koalisyon oluşturmak üzere çalıştıklarını ifade etti. Elektrifikasyon, yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması ve enerji verimliliği politikalarıyla desteklenerek fosil bağımlılığını azaltmayı amaçlıyor.
Gıda güvenliği ve üreticilerin iklim risklerine karşı dirençli hale getirilmesi için sürdürülebilir tarım yaygınlaştırılması hedefi belirlendi. Bu politika, iklim değişikliğinin gıda üretim sistemleri üzerindeki etkilerini azaltmak ve üreticilerin adaptasyon kapasitesini güçlendirmek amacıyla tasarlandı. Aynı zamanda, üretimde rekabet gücünü artırırken emisyonları azaltmayı hedefleyen yeşil sanayileşme stratejisi, COP31 eylem gündeminin en kritik alanlarından biri olarak tanımlandı. Yeşil sanayileşme, düşük karbonlu teknolojilerin kullanımı, endüstriyel süreçlerin optimize edilmesi ve döngüsel malzeme kullanım oranının artırılmasıyla mümkün olacak.

Okyanus ve deniz ekosistemlerinin korunması için mavi ekonomi yaklaşımı COP31 öncelikleri arasında yer aldı. Bu yaklaşım, deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını, kıyı ekosistemlerinin korunmasını ve deniz biyoçeşitliliğinin desteklenmesini içeriyor. İnsanlar için daha güvenli yaşam alanları oluşturmak amacıyla iklim dirençli şehirler projesi de COP31 gündeminde önemli bir yer tutuyor. Dirençli şehirler, afet sonrası yeniden inşa tecrübesi, yeşil bina standartları ve sürdürülebilir altyapı yatırımlarıyla desteklenerek tasarlanıyor.
COP31 öncelikleri arasında dirençli sağlık sistemleri ve sektörler arası iş birliği de önemli bir yer tutuyor. Yeni neslin iklim mücadelesine katılımı ve toplumların iklim kaynaklı risklere karşı hazırlık olmasını sağlayacak dirençli sağlık sistemleri oluşturulması, COP31 eylem gündeminin 2. önceliği olarak belirlendi. Kurum, bu hedeflerin gerçekleşmesi için yalnızca vizyona değil, güçlü uygulama mekanizmalarına da ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Türkiye COP31’de “iklim uygulama köprüsü” ile gelişmekte olan ülkelere finansal destek sunacak
COP31 Eylem Gündemi kapsamında geliştirilen en önemli girişim, “İklim Uygulama Köprüsü” olarak adlandırıldı. Bakan Kurum, gelişmekte olan ülkelerin iklim hedeflerini belirlemiş olmasına rağmen bu hedefleri yatırım yapılabilir projelere dönüştürme ve gerekli finansmana erişme konusunda benzer güçlüklerle karşı karşıya olduğunu kaydetti. İklim Uygulama Köprüsü, bu ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla geliştirildi ve ülkelerin ulusal uyum planlarını uygulanabilir proje portföylerine dönüştürmelerini desteklemeyi hedefledi.
Bu girişim, COP31’in “Geleceğin COP’u” vizyonuyla uluslararası toplumun değerlendirilmesine sundu ve somut sonuçlar üreten bir süreç olarak tasarlandı. İklim Uygulama Köprüsü, iklim finansmanının sahaya daha hızlı, daha etkili ve daha kapsayıcı biçimde ulaşmasını destekleyen küresel uygulama hedeflerini içeriyor. Bu mekanizma, COP31 sürecinde uluslararası ortaklıkların güçlenmesine ve iklim hedeflerinin finansmanıyla ilgili zorlukların aşılmasına katkı sağlayacak.
Bakan Kurum, başarının yalnızca alınan kararlarla değil, ortaya çıkan sonuçlarla ölçülmesi gerektiğine inandıklarını söyledi ve COP31’in başarısının somut sonuçlarla değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Bu anlayış, COP31 sürecinde ülkelerin taahhütlerinin uygulanmasını ve iklim eyleminin güçlenmesini hedefliyor.
D8 ülkeleri iklim çözümlerinde önemli aktör: İstanbul Deklarasyonu COP31’e güçlü bir deprem sağlayacak
D8 Teşkilatı’nın ülkeler arasındaki ekonomik iş birliği, ortak kalkınma vizyonu ve dayanışmayı güçlendiren platform olduğunu vurgulayan Bakan Kurum, bu güçlü iş birliği geçmişini iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında daha ileriye taşımak için bir arada olduklarını kaydetti. D8 ülkelerinin genç nüfusu, ekonomik potansiyeli ve artan teknoloji kapasitesiyle küresel iklim çözümlerinde önemli bir aktör olduğunu belirtti.
Toplantıda iklim değişikliğine uyum, iklim finansmanı, kayıp ve zarar ile adil geçiş başlıklarında ortak önceliklerin ele alınacağını belirten Kurum, D8 ülkeleri arasında geliştirilecek ortak projelerin iş birliğini güçlendireceğini ifade etti. İstanbul Deklarasyonu’nun güçlü bir siyasi irade göstergesi olacağını vurgulayan Kurum, deklarasyonun Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’e önemli katkılar sunacağına inandığını dile getirdi.
İstanbul Deklarasyonu, COP31 sürecinde uluslararası iş birliğini güçlendirmek ve iklim hedeflerinin uygulanmasını desteklemek amacıyla hazırlanıyor. Bu deklarasyon, COP31 zirvesinde ülkelerin ortak taahhütlerini ve iklim eylemlerini güçlendirecek bir siyasi platform olarak değerlendiriliyor. D8 ülkelerinin iklim çözümlerinde önemli bir aktör olması, COP31 sürecinde uluslararası ortaklıkların güçlenmesine ve iklim hedeflerinin finansmanıyla ilgili zorlukların aşılmasına katkı sağlayacak.
Türkiye COP31 vizyonuyla küresel iklim eylemini güçlendiriyor ve kliniğin geleceğini şekillendiriyor
Türkiye, COP31’de çevreyi, şehirleri ve iklimi sürdürülebilir kalkınma vizyonunun merkezine alan güçlü bir yaklaşım ortaya koyuyor. Bu vizyon, afet sonrası yeniden inşa tecrübelerinden Sıfır Atık Hareketi’ne, dirençli şehirlerden enerji verimliliğine, döngüsel ekonomiden sürdürülebilir altyapılara ve çevre teknolojilerine kadar pek çok alanda edindiği birikimi COP31 sürecinde tüm taraflarla paylaşmaya hazır olduğunu gösteriyor. COP31, iklim değişikliğine uyumun hızlandırıldığı, finansman ve teknolojiye erişimin güçlendirildiği, şehirlerin dayanıklılığının artırıldığı ve doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırıldığı bir uygulama platformu olarak görülmüyor.
Bakan Kurum, COP31’i başarılı kılmak amacıyla Türkiye ve Avustralya olarak istişare ve iş birliğine dayalı bir anlayışla çalıştıklarını belirtti. COP31 Başkanlığı’nın kapsayıcı ve tarafsız bir yaklaşım benimseyerek kimseyi geride bırakmadan tüm seslerin duyulmasını sağlamayı hedeflediğini vurguladı. COP31’in 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenmesi planlanıyor ve konferans Paris Anlaşması kapsamındaki taahhütlerin uygulanmasını ilerletmek ve küresel iklim eylemini güçlendirmek amacıyla hükümetleri, uluslararası kuruluşları, iş dünyasını ve sivil toplumu bir araya getiriyor.
Türkiye, COP31 vizyonuyla küresel iklim eylemini güçlendiriyor ve iklimin geleceğini şekillendiriyor. Bu vizyon, çevre, şehir ve iklimi sürdürülebilir kalkınma vizyonunun merkezine alan güçlü bir yaklaşım ortaya koyuyor ve COP31 sürecinde tüm taraflarla paylaşmaya hazır olduğunu gösteriyor. COP31, iklim değişikliğine uyumun hızlandırıldığı, finansman ve teknolojiye erişimin güçlendirildiği, şehirlerin dayanıklılığının artırıldığı ve doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırıldığı bir uygulama platformu olarak görülüyor.









