Lüksün gölgesi: Geceliği 3.500 dolarlık kamp, Masai Mara’nın hayati göç koridorunu mu tıkıyor?

Yayın: 25 Kasım 2025 08:52
Güncelleme: 25 Kasım 2025 08:52
Fotoğraf Kaynağı: Fotoğraf: David Clode

Küresel lüks seyahat devi Marriott International’ın Şubat ayında duyurduğu Ritz-Carlton Masai Mara Safari Kampı, lüks turizmi Afrika’nın yaban hayatının kalbine taşıyor. Sand Nehri kıyısında, her biri özel havuzlu ve kapalı/açık duşlu 20 süit çadırdan oluşan kamp, konuklarına Büyük Göç’ü (milyonlarca hayvanın Tanzanya’nın Serengeti ve Kenya’nın Mara bölgeleri arasında hareket ettiği döngüsel göç) “ön sıradan” izleme imkanı sunuyor. Ancak, Ağustos ayında açılan ve gecelik ücreti yaklaşık 3.500 dolar olan bu lüks tesis, yerel Masai halkı ve önde gelen yaban hayatı uzmanları arasında büyük bir öfkeye yol açtı.

Kampın yeri, uzmanlara göre, Büyük Göç’ün en önemli yaban hayatı koridorlarından birinin tam ortasında bulunuyor ve bu durum, zaten aşırı kalabalıklaşmış olan hassas ekosistemi geri dönülmez biçimde tehdit ediyor. Peki, Kenya Devlet Başkanı’nın bile müdahalesiyle “bir kerelik muafiyet” tanınan bu proje, kimin refahına hizmet ediyor: Yerel toplumun mu, yoksa küresel lüks markaların mı? Ekolojik veriler ve siyasi kararlar arasındaki bu gerilim, turizm gelirleriyle koruma çabaları arasındaki hassas dengeyi nasıl bozuyor?

Hassas bir ekosistemde “son kalelerden” biri

Masai Mara, eşsiz biyolojik çeşitliliği ve Büyük Göç’ün büyüleyici manzaraları nedeniyle dünyanın en önemli safari destinasyonlarından biridir. Ancak Meitamei Olol Dapash, Maasai Eğitim, Araştırma ve Koruma Enstitüsü müdürü ve Masai yaşlısı olarak, bölgenin turistik tesislerle zaten aşırı kalabalıklaştığını belirtiyor. Dapash, Ritz-Carlton’ın bulunduğu yerin, Mara’da inşaat yapılmayan son yerlerden biri olduğunu ve bu nedenle kampın onaylanmaması gerektiğini savunuyor.

Çevre Bülteni

Doğanın Hikâyesine Ortak Ol

Her hafta iklim krizi, çevre kirliliği, doğa koruma ve sürdürülebilirlikle ilgili en önemli haberleri al.

×

Dr. Dapash, Ağustos ayında dava açarak Marriott International, Ritz-Carlton, Kenyalı ortakları Lazizi Mara ve yerel yetkilileri, çoğunlukla Temmuz-Eylül ayları arasında gerçekleşen göç sırasında antilopların kullandığı hayati bir koridorun ortasına kamp kurmakla suçladı. Lazizi Mara bu iddiayı reddetse de, ekoloji uzmanları bu görüşe katılmıyor.

1996’dan beri antilop hareketlerini inceleyen ekolojist Grant Hopcraft, mahkemeye yazdığı mektupta, “Önerilen pansiyon, Serengeti ile Masai Mara arasındaki en önemli yaban hayatı koridorlarından birinin üzerinde yer alıyor,” diye yazdı. Uzun yıllardır Mara’da çalışan Kenyalı araştırmacı Joseph Ogutu da, 50 yıllık verilerin nehirdeki bu yerin göç için kritik olduğunu gösterdiğini onaylıyor.

üstel büyüme ve yaban hayatının azalan grafiği

Büyük Göç sırasında her yıl 250.000’den fazla turist bölgeye akın ediyor. Ziyaretçi sayısındaki bu artışla birlikte, kamp ve pansiyon sayısı da katlanarak arttı: Uzmanlar, 2012’de 95 olan kamp sayısının 2024’te 175’e yükseldiğini belirtiyor.

Bu hızlı büyüme, ekolojik baskıyı artırıyor:

  • Araç Yoğunluğu: Daha fazla turist, rezervde safari yapan daha fazla araç anlamına geliyor. Bu araçlar araziye zarar veriyor ve hayvanları korkutuyor. 2023’te viral olan bir video, turist dolu safari araçlarının, avlanan iki çitanın etrafında yoğunlaştığını gösteriyordu.
  • Kirlilik ve Gürültü: Dr. Ogutu, pansiyonlardan çıkan atık suların Mara ve Sand nehirlerine karıştığını, ayrıca turistlerin neden olduğu ışık ve gürültü kirliliğinin de yaban hayatına zarar verdiğini söylüyor.

Dr. Ogutu’ya göre, “Kenya’da turizm sektörünün 1900’lerden bu yana katlanarak büyüdüğünü, ancak yaban hayatının katlanarak azaldığını” görüyoruz. Alaca antilop, Afrika yaban köpeği ve küçük kudu gibi türler Mara’da nesli tükenen türler arasına girme tehlikesiyle karşı karşıya.

Başkanlık muafiyeti ve yasaların çiğnenmesi

Bu çatışmanın en tartışmalı boyutu, yerel ve ulusal yönetimlerin rolü. Yerel yetkililer 2023 yılında, av koruma alanında yeni konaklama yerlerinin inşasına moratoryum (geçici yasaklama) getiren bir yönetim planını kabul etmişlerdi. Dr. Dapash ve diğer aktivistler, bu moratoryum nedeniyle Ritz-Carlton kampının asla onaylanmaması gerektiğini savunuyor.

Ancak, Kenya’daki çevresel yasalar, geliştiricilerin yerel topluluklara danışmasını ve çevresel arazi değerlendirmesi (EIA) yaparak Ulusal Çevre Yönetim Kurumu’ndan (NEMA) onay almasını zorunlu kılarken, süreç siyasi bir kararla altüst edildi. Kenya Devlet Başkanı William Ruto’nun özel kalem müdürü Felix K. Koskei’nin NEMA Başkanı’na yazdığı mektup, Marriott’a “hükümetin olumlu bir iş ortamı yaratma ve yatırımı kolaylaştırma taahhüdünün bir parçası olarak” moratoryumdan “bir kerelik muafiyet” tanındığını ortaya koydu.

Aktivistlere göre bu, “ilçe yönetiminin her ne pahasına olursa olsun daha fazla lüks turizm getirme gibi bir gündemi olduğu ve toplumun haklarını çiğnemeye, yasayı ihlal etmeye ve hatta yaban hayatını ve çevreyi ihlal etmeye hazır olduğu” anlamına geliyor.

Türkiye ve bölgeye bağlantı: Koruma alanlarındaki imar baskısı

Kenya’daki bu durum, Türkiye’nin doğal ve tarihi koruma alanlarında (Ör: Ölüdeniz, Kaş-Kalkan, Kapadokya) yaşanan ticari imar baskısı tartışmalarıyla benzerlikler göstermektedir.

  • Lüks Turizm ve Ekoloji: Türkiye’de de yüksek gelirli turizmi çekmek amacıyla doğal parklara ve özel çevre koruma bölgelerine lüks otel, villa ve tesis inşa etme girişimleri sıklıkla gündeme gelmektedir. Tıpkı Masai Mara’da olduğu gibi, bu projeler yerel ekosistemin (Örneğin kıyı erozyonu, su kirliliği) ve yerel halkın sosyo-kültürel yapısının aleyhine işlemektedir.
  • Siyasi Muafiyetler: Kenya’daki “başkanlık muafiyeti” örneği, Türkiye’deki imar planı değişiklikleri ve özel yasal düzenlemelerle koruma statüsünün düşürülmesi pratikleriyle paralellik taşımaktadır. Bu durum, yasa ve planlamanın yerel halkı ve çevreyi koruma gücünün, merkezi hükümetlerin ekonomik yatırım kararları karşısında zayıfladığını göstermektedir.

Turizmin etik ikilemi

Masai Mara’daki Ritz-Carlton kampı, küresel turizmin temel etik ikilemini simgeliyor: Doğayı görmek için gidilen bir yerin, sırf görülmek istendiği için yok edilmesi. Geceliği 3.500 dolarlık lüks, en iyi manzarayı, yani hayvanların hayatta kalmak için kullandığı yolu satın alıyor.

Bu olay, turizmden elde edilen gelirin yerel halk ve koruma çabaları için kullanılması gerektiğini savunan “eko-turizm” modelinin de başarısızlık noktalarını gösteriyor. Eğer turizm geliri, yerel halkın ve uzmanların görüşünü hiçe sayarak en hayati ekolojik koridoru kurban ediyorsa, o gelir artık koruma aracı değil, tahribatın finansmanı haline gelmiştir. Masai Mara’nın kaderi, dünya genelindeki koruma alanlarının, lüks ve siyasi çıkarlar karşısında ne kadar kırılgan olduğunun en açık kanıtıdır.

Kaynak: New York Times

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top