Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol, İran savaşıyla tetiklenen enerji krizinin küresel sistemi “derinden dönüştürebileceğini” söyledi. Birol’a göre şok, kısa vadede piyasalarda baskı yaratırken, orta ve uzun vadede yenilenebilir ve nükleer enerjiye geçişi hızlandırabilir.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın Başkanı Fatih Birol, İran savaşı kaynaklı enerji krizinin yalnızca geçici bir arz şoku değil, küresel enerji düzenini yeniden şekillendirebilecek bir kırılma noktası olduğunu söyledi. Le Figaro’ya konuşan Birol, özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gerilimlerin, dünya enerji güvenliği açısından tarihi ölçekte sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
Birol’a göre mevcut kriz, petrol ve doğalgaz arzı üzerindeki etkisi bakımından geçmiş enerji şoklarından daha ağır bir tablo yaratma potansiyeli taşıyor. Uluslararası piyasaların kırılganlığı, enerji arzının önemli bir bölümünün dar bir deniz geçidine bağımlı olması nedeniyle daha da belirginleşmiş durumda.


Hürmüz Boğazı neden bu kadar kritik?
Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve doğalgaz arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği stratejik bir deniz yolu olarak görülüyor. Bu nedenle bölgede yaşanan her askeri gerilim, yalnızca Ortadoğu’yu değil, Avrupa’dan Asya’ya uzanan geniş bir enerji coğrafyasını etkiliyor.
Birol’a göre İran’ın misilleme olarak bu geçişi kapatması ya da uzun süreli aksamalara neden olması halinde, küresel piyasalarda çok daha ağır sonuçlar ortaya çıkabilir. Ateşkes girişimlerinin boğazın yeniden açılması için kısmi bir rahatlama sağladığı belirtilse de, gemi trafiğinin savaş öncesi düzeyin altında kalmasının beklendiği ifade ediliyor.
Tavsiye Edilen Haberler
-

Sürdürülebilirlik“Gıda israfı yüzde 20 azalsa açlık ortadan kalkar” -

Köşe YazarlarıCOP31’e hazır mıyız? -

İklim DeğişikliğiMart 2026 dünyada kaydedilen en sıcak dördüncü mart oldu -


Fatih Birol neden “derin dönüşüm” vurgusu yaptı?


Birol, mevcut şokun yalnızca fiyat artışı yaratmayacağını, aynı zamanda ülkelerin enerji stratejilerini kalıcı biçimde değiştirebileceğini savunuyor. Ona göre bu kriz, hükümetlere fosil yakıtlara aşırı bağımlılığın jeopolitik maliyetini yeniden hatırlattı.
Bu nedenle birçok ülkenin daha hızlı biçimde güneş, rüzgar ve nükleer enerji yatırımlarına yönelmesi muhtemel görülüyor. Birol, yenilenebilir enerji projelerinin nispeten hızlı devreye alınabildiğini, bu yüzden bazı ülkelerin aylar içinde fosil yakıtlardan uzaklaşma yönünde adımlar atabileceğini söyledi. Ancak aynı zamanda bunun mevcut krizi hemen çözmeyeceğini de vurguladı.
Yenilenebilir enerji bu krizden nasıl etkilenebilir?


Birol’a göre krizin en önemli uzun vadeli sonucu, enerji dönüşümünü hızlandırması olabilir. Özellikle güneş ve rüzgar enerjisinin daha düşük jeopolitik riskle yerli üretim imkanı sunması, hükümetleri bu alanlarda daha iddialı yatırımlara itebilir.
Aynı şekilde nükleer enerji de, dışa bağımlılığı azaltan ve kesintisiz elektrik sağlayabilen kaynaklardan biri olarak yeniden daha güçlü gündeme gelebilir. Bu tablo, enerji güvenliği ile iklim politikalarının birçok ülkede artık daha yakın ilişkilendirileceğine işaret ediyor.
Gelişmekte olan ülkeler neden daha kırılgan?
Birol’un dikkat çektiği önemli noktalardan biri de gelişmekte olan ülkelerin bu krizden daha ağır etkilenme riski. Petrol ve doğalgaz fiyatlarının yükselmesi, bu ülkelerde enerji faturalarını artırırken aynı zamanda enflasyonu da tetikleyebilir.
Daha da önemlisi, enerji maliyetlerindeki artış gübre ve taşımacılık gibi alanlar üzerinden gıda fiyatlarını da yukarı çekebilir. Hürmüz Boğazı yalnızca enerji değil, gübre gibi kritik emtiaların taşınması için de önemli bir koridor olduğundan, burada yaşanacak uzun süreli aksama küresel gıda piyasalarında da zincirleme etki yaratabilir.
IEA ülkeleri ne yapıyor?
Uluslararası Enerji Ajansı üyesi ülkeler, piyasaları istikrara kavuşturmak amacıyla stratejik petrol rezervlerini serbest bırakmaya başladı. Bu tür müdahaleler kısa vadeli fiyat şoklarını hafifletmek için kullanılıyor. Ancak uzmanlara göre rezerv salımı, yapısal sorunu çözmüyor; yalnızca piyasaya geçici rahatlama sağlıyor.
Bu nedenle Birol’un açıklamaları, asıl çözümün arz şoklarına karşı daha dayanıklı enerji sistemleri kurmak olduğunu ima ediyor. Başka bir deyişle, kriz yönetimi ile enerji dönüşümünün artık birlikte düşünülmesi gerekiyor.
1973, 1979 ve 2022 ile karşılaştırma neden yapılıyor?
Enerji tarihinde 1973 petrol ambargosu, 1979 İran Devrimi sonrası şok ve 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali büyük kırılma anları olarak kabul ediliyor. Bu krizler yalnızca fiyatları etkilemedi; enerji altyapılarını, dış politikaları ve tüketim alışkanlıklarını da değiştirdi.
Birol, mevcut krizin bu dönemlerin toplamından bile daha ağır sonuçlar doğurabileceğini söylerken, asıl olarak küresel enerji sisteminin dönüşme hızına dikkat çekiyor. Ona göre bu kez etkiler sadece fiyat ve arz düzeyinde değil, enerji geçişinin yönü ve temposu üzerinde de kalıcı olabilir.





