Marmara Denizi, son haftalarda farklı bölgelerinde ortaya çıkan sıra dışı renk değişimleriyle alarm veriyor. İstanbul Boğazı’nda turkuaz, Bandırma’da koyu lacivert ve Gemlik Körfezi’nde beliren pas rengi görüntüler, kıyı şeridinde yaşayan vatandaşlar arasında büyük tedirginlik yarattı.
Akıllara gelen “Müsilaj yeniden mi başladı?” sorusuna uzmanlar “Hayır” yanıtını verse de madalyonun diğer yüzü çok daha büyük bir ekolojik krizin işaretlerini taşıyor. Bilim insanları, kamuoyundaki “Müsilaj yoksa sorun yok” algısının ölümcül bir hata olduğunu, denizdeki her renk değişiminin aslında insan eliyle yaratılan bir çevre felaketinin çığlığı olduğunu vurguluyor.
Marmara’da alg patlaması: Tarhana çorbası kıvamında deniz

Gemlik Körfezi’nde haziran ayının ilk günlerinde kaydedilen uydu ve saha görüntüleri, deniz suyunun yeşil ve pas renginin farklı tonlarına büründüğünü ortaya koydu. Su yüzeyinde çizgi şeklinde biriken bu tabakalar, kirlilik ve artan su sıcaklıklarının etkisiyle kontrolsüz şekilde çoğalan tek hücreli deniz canlılarını, yani alg patlamasını temsil ediyor. Bölgedeki yerel kaynaklar, kıyı şeridindeki su kalitesinin “tarhana çorbası” kıvamına geldiğini rapor ediyor.
Konuyla ilgili bilimsel değerlendirmelerde bulunan Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, denizdeki bu değişimin kesinlikle doğal bir döngü olmadığını belirtiyor. Sarı, resmi makamların “her şey normal, analizler yapılıyor” yönündeki açıklamalarına ve kalın denetim dosyalarına karşılık, sahadaki gerçeğin çok farklı olduğunu ifade ediyor. Deniz ekosisteminin yalan söylemeyeceğini vurgulayan bilim insanı, Marmara Denizi’ni bir “sihirbaz” gibi görerek sınırsız atık boşaltma alışkanlığının körfezi boğma noktasına getirdiğinin altını çiziyor.
Sanayi ve evsel atıklar akarsularla körfeze akıyor

Marmara Denizi, Akdeniz ve Karadeniz arasında sıkışmış hassas bir geçiş denizi olmasının yanı sıra, Türkiye’nin en yoğun nüfus ve sanayi baskısı altında olan bölgesi konumunda bulunuyor. R
Tavsiye Edilen Haberler
-
İklim DeğişikliğiYaklaşan El Niño kötü olabilir, ancak çok daha kötüsü gelecek! -

-
İklim Değişikliğiİspanya’da mayıs ayında sıcağa bağlı 101 kişi hayatını kaybetti -

esmi verilere göre denizin çevresinde kümelenmiş 23 milyonluk bir nüfus yaşıyor ancak bu nüfusun ürettiği evsel atıkların yalnızca yarısı arıtma tesislerinden geçiyor. Daha da vahimi, Türkiye endüstrisinin %60’ının bu havzada yer almasına rağmen, sanayi atıklarının sadece %30’unun arıtılarak deşarj edilmesi olarak öne çıkıyor.
Coğrafi analizler, kirliliğin taşınma rotasını da net bir şekilde gözler önüne seriyor. Nilüfer Çayı, Susurluk Çayı ve Çapraz Çay gibi kimyasal ve evsel atıklarla adeta birer zehir kanalına dönüştürülen akarsular, Karacabey Longozu’ndan Marmara Denizi’ne dökülüyor.
Akarsuların denize karıştığı noktalardan itibaren başlayan koyu yeşil renk tonu, kıyı şeridini takip ederek doğrudan Gemlik Körfezi’nin içine doğru ilerliyor ve burada birikiyor. Tarımsal ilaçlar, sanayi ağır metalleri ve arıtılmamış foseptik suları, durağan deniz şartları ve yüksek sıcaklıkla birleştiğinde biyolojik bir patlamayı tetikliyor.

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde radikal karar çağrısı
Marmara Denizi’nde şu an için aktif bir müsilaj (deniz salyası) tabakası bulunmuyor ancak mevcut kirlilik yükü radikal önlemlerle azaltılmadığı takdirde, müsilajın geri dönmesi kaçınılmaz bir son olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, 5 Haziran Dünya Çevre Günü arefesinde, kurumların suçu ve sorumluluğu birbirine atarak zaman kaybetmeyi bırakması gerektiği uyarısında bulunuyor. Marmara’nın tek sorununun müsilaj olmadığı, deniz tabanındaki oksijensizleşmenin ve biyolojik kirlenmenin yapısal bir krize dönüştüğü ifade ediliyor.

Deniz kirliliğini önlemenin vatandaşın tek başına çözebileceği bir problem olmadığı, yerel yönetimlerin ve merkezi idarelerin birincil görevi olduğu vurgulanıyor. Akademinin bilimsel veri üreterek, vatandaşın ise bireysel atığını azaltarak destek verebileceği bu süreçte, asıl çözümün eksiksiz çalışan ileri biyolojik arıtma tesisleri kurmaktan ve fabrikaların zehirli deşarjlarını sıfır toleransla denetlemekten geçtiği belirtiliyor.
Bilim dünyası, 2026 Dünya Çevre Günü’nün bir milat kabul edilerek, Marmara Denizi ile kurulan tek taraflı sömürü ilişkisinin derhal değiştirilmesi için acil eylem planlarının hayata geçirilmesini talep ediyor.









