Brezilya’da iklim satrancı çıkmaza girdi: COP30’da “fosil yakıt” savaşı ve masadaki “anlaşmasız ayrılık” resti

Yayın: 22 Kasım 2025 11:02
Güncelleme: 22 Kasım 2025 11:02

Brezilya’nın Belém kentinde düzenlenen ve gezegenin kaderini belirlemesi beklenen COP30 İklim Zirvesi, diplomatik nezaketin yerini sert restleşmelere bıraktığı kaotik bir hafta sonuna giriyor. Resmi takvime göre sona ermesi gereken görüşmeler, “fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması” konusundaki derin uçurum nedeniyle uzatmalara giderken, müzakere masası tarihinin en büyük kırılmalarından birine sahne oluyor. 190 ülkeden delegeler, sadece kelimeler üzerinde değil, dünyanın ekonomik geleceği üzerinde de kıyasıya bir bilek güreşine tutuşmuş durumda.

Peki, bu tıkanıklık neden şimdi yaşanıyor ve insanlık için ne ifade ediyor? Paris İklim Anlaşması’nın ruhu, petrol varillerinin gölgesinde can mı çekişiyor? Eğer Belém’den somut bir yol haritası çıkmazsa, 1,5 derece hedefi resmen tarihe mi gömülecek? Ve en önemlisi, enerji dönüşümünün tam ortasındaki Türkiye gibi ülkeler, bu küresel kararsızlık ortamında rotasını nasıl çizecek?

Paris Rejimi’ni kurtarma çağrısı

COP30 Başkanı André Corrêa do Lago, görüşmelerin tıkandığı Cuma akşamı bakanlara ve üst düzey yetkililere yönelik yaptığı konuşmada, durumun vahametini gözler önüne serdi. Lago, “Bu rejimi [Paris İklim Anlaşması] kimin kazanacağı veya kimin kaybetmeye razı olacağı ruhuyla değil, iş birliği ruhuyla korumamız gerekiyor. Çünkü bunu güçlendirmezsek herkesin kaybedeceğini biliyoruz” diyerek diplomatik bir “son çağrı” yaptı.

Çevre Bülteni

Doğanın Hikâyesine Ortak Ol

Her hafta iklim krizi, çevre kirliliği, doğa koruma ve sürdürülebilirlikle ilgili en önemli haberleri al.

×

Ancak sahadaki gerçeklik, bu çağrının çok ötesinde. Konferans salonları, “fosil yakıtlardan uzaklaşma” (transition away) gibi temel bir meselede uzlaşmaktan çok uzak, adeta iki düşman kampa bölünmüş durumda. Bir yanda gezegenin yanmakta olduğunu haykıranlar, diğer yanda ekonomik çıkarlarını korumak için fren yapanlar var.

Blokların savaşı: 80 ülkeye karşı petrol devleri

Müzakerelerin merkezinde, 80’den fazla gelişmiş ve gelişmekte olan ülkenin (AB ülkeleri, Pasifik ada devletleri, Kolombiya, Şili vb.) desteklediği “geçiş yol haritası” önerisi yer alıyor. Bu grup, her hükümetin kendi takvimini belirlemesine izin veren ancak nihai hedefi “fosil yakıtlardan çıkış” olan bağlayıcı bir plan talep ediyor.

Ancak Cuma sabahı erken saatlerde yayınlanan taslak metinde, bu yol haritasına yapılan tüm atıfların “cerrah titizliğiyle” çıkarıldığı görüldü. Guardian’ın kaynaklarına göre bu sansür, Suudi Arabistan, Rusya ve diğer petrol zengini devletlerin (OPEC+ üyeleri) ve fosil yakıta bağımlı bazı Asya ülkelerinin yoğun baskısı ve “veto” tehdidi sonucu gerçekleşti. Gelişmiş bir ülke delegesinin, “Brezilyalılar sadece Arap grubunu dinliyor” şeklindeki isyanı, masadaki güç dengesinin petrol lobisinden yana kaydığını gösteriyor.

Avrupa’dan sert tepki: “Kötü anlaşmadansa hiç anlaşma olmasın”

Avrupa Birliği kanadı, taslak metnin içinin boşaltılmasına en sert tepkiyi veren blok oldu. AB İklim Komiseri Wopke Hoekstra, “Şu anda masada olanlar kabul edilemez. Olmamız gereken yerden çok uzaktayız ve üzülerek söylüyorum ki, anlaşmasız bir durumla (no-deal) karşı karşıyayız” diyerek zirveyi terk etme sinyali verdi.

Avrupa Parlamentosu heyetinden Bas Eickhout ise durumu jeopolitik bir çerçeveye oturttu: “Bu metin mevcut haliyle, hiçbir anlaşma olmaması kötü bir anlaşmadan daha iyidir. Fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası üzerinde anlaşamamak, sadece petrol üreten ülkeler için değil, aynı zamanda Trump ve onun aşırı sağcı müttefikleri için de büyük bir zafer olacaktır.” Eickhout’un bu sözleri, ABD’deki siyasi değişimin (Trump’ın dönüşü ihtimali veya etkisi) iklim masasında petrol devletlerini nasıl cesaretlendirdiğini açıkça ortaya koyuyor.

Pasifik’in isyanı: “Bizi ölüme terk ediyorsunuz”

Zirvenin en dramatik anları ise varoluşsal tehdit altındaki ada ülkelerinden geldi. Tuvalu ve Marshall Adaları gibi ülkeler için bu bir ekonomik müzakere değil, bir ölüm kalım meselesi. Tuvalu Çevre Bakanı Maina Talia, “Pasifik, fosil yakıtlardan uzak bir hayatta kalma yol haritası talep ederek buraya geldi. Ancak bu metin, varlığımıza yönelik tehdidin adını bile anmıyor” diyerek hayal kırıklığını dile getirdi.

Bu çaresizlik, yeni ittifakların doğmasına neden oldu. Kolombiya ve Hollanda, BM sürecinin yavaşlığından bıkan ve yüksek hedeflere sahip ülkeler için gelecek yıl ayrı bir “fosil yakıttan çıkış konferansı” düzenleyeceklerini duyurdu. Bu, BM çatısı altındaki konsensüs (oy birliği) mekanizmasının artık işlemediğinin ve dünyanın “çok vitesli” bir iklim mücadelesine doğru gittiğinin ilanıdır.

Çin ve Hindistan faktörü

Müzakerelerin perde arkasında Asya devlerinin tutumu da belirleyici oluyor. Guardian’ın edindiği bilgilere göre Çin, yol haritasını aktif olarak engelleyen ülkeler arasında yer almıyor; daha çok sessiz bir gözlemci konumunda. Ancak Hindistan, “tarihsel sorumluluk” kartını oynayarak daha sert bir tutum sergiliyor. Yeni Delhi yönetimi, atmosferdeki karbonun çoğundan Batı’nın sorumlu olduğunu ve gelişmekte olan ülkelere dayatma yapılmaması gerektiğini savunuyor. Nijerya gibi fosil yakıt rezervine sahip bazı gelişmekte olan ülkelerin ise sürpriz bir şekilde yol haritasını desteklemesi, “Küresel Güney”in de kendi içinde bölündüğünü gösteriyor.

2.5 derece felaketi ve sivil toplumun öfkesi

Müzakereler kelimeler üzerinde kilitlenmişken, bilimsel gerçekler işlemeye devam ediyor. Mevcut ulusal katkı beyanları (NDC’ler), dünyayı sanayi öncesi döneme göre yaklaşık 2,5°C ısınmaya götürüyor. Paris Anlaşması’nın 1,5°C hedefiyle bu gerçeklik arasındaki devasa uçurum, taslak metinde sadece “geçiştirilen” bir detay olarak kaldı.

Sivil toplum kuruluşları ise öfkeli. Satat Sampada İklim Vakfı’ndan Harjeet Singh, durumu şu çarpıcı sözlerle özetledi: “Mevcut taslak metin kabul edilirse, COP30 tarihe şimdiye kadar yapılmış en ölümcül talk-show olarak geçecek.” Aktivistler, zengin ülkelerin (Küresel Kuzey) hem emisyonları azaltmada yavaş davrandığını hem de yoksul ülkelere gereken finansmanı sağlamayarak süreci kilitlediğini savunuyor.

Türkiye ve bölgesel enerji stratejisine etkisi

Brezilya’dan gelecek haberler, Türkiye için kritik önem taşıyor.

  1. Karbon Kilitlenmesi: Eğer küresel bir “fosil yakıttan çıkış” takvimi belirlenemezse, bu durum Türkiye’nin yeşil dönüşüm motivasyonunu zayıflatabilir. Fosil yakıtların (doğalgaz ve kömür) bir süre daha sistemde kalması, kısa vadede enerji arz güvenliği için olumlu görünse de, uzun vadede Türkiye’nin “karbon kilitlenmesi” (carbon lock-in) yaşamasına ve AB Yeşil Mutabakatı karşısında ticari rekabet gücünü kaybetmesine neden olabilir.
  2. Finansman Akışı: Zirvedeki tıkanıklığın bir diğer sebebi olan finansman konusu, Türkiye’nin de yakından takip ettiği bir alan. Türkiye, “gelişmekte olan ülke” statüsüyle Yeşil İklim Fonu gibi mekanizmalardan daha fazla yararlanmak istiyor. Ancak “anlaşmasız” bir zirve, bu fonların akışını ve kurallarını belirsizliğe sürükleyebilir.
  3. Akdeniz Havzası: 2,5 derecelik ısınma senaryosu, Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye için daha fazla orman yangını, daha şiddetli kuraklık ve tarımsal verim kaybı demektir. Küresel bir başarısızlığın faturasını en ağır ödeyecek coğrafyalardan biri ne yazık ki Anadolu olacaktır.

Gezegenin kaybedecek vakti, diplomasinin ise sabrı kalmadı

COP30, iklim değişikliği mücadelesinde “maskelerin düştüğü” zirve olarak hatırlanacak. Yıllardır süren “yapacağız, edeceğiz” retoriği, artık fiziksel gerçekliğin duvarına toslamış durumda. Petrol devletlerinin, ekonomik varlıklarını sürdürmek için gösterdikleri direnç anlaşılabilir olsa da, bu direnç insanlığın kolektif intiharına dönüşme riski taşıyor.

Eğer Belém’den, içinde “fosil yakıt” ve “yol haritası” geçmeyen, sulandırılmış bir metin çıkarsa, bu sadece bir diplomatik başarısızlık değil, aynı zamanda Paris Anlaşması’nın fiilen ölümü anlamına gelecektir. “Kötü anlaşma” yerine “anlaşmasızlık” restini çeken AB ve ada ülkeleri, aslında şu mesajı veriyor: “Artık mış gibi yapmayı bırakalım.” Hafta sonu devam edecek görüşmelerden çıkacak sonuç ne olursa olsun, dünyanın artık “oy birliğiyle” hareket edemeyeceği, bunun yerine “istekliler koalisyonu” ile yola devam edileceği yeni bir döneme giriyoruz.

Kaynak: Guardian

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top