Paris İklim Anlaşması’nın 10. yıldönümü öncesinde yayımlanan çarpıcı bir araştırma, bir zamanlar ekonomik büyüme ile karbon emisyonları arasında var olan sıkı bağın, artık dünyanın büyük çoğunluğunda koptuğunu ortaya koydu.
Enerji ve İklim İstihbarat Birimi (ECIU) tarafından hazırlanan bu rapora göre, küresel ekonominin %92’sini temsil eden ülkeler, tüketime dayalı karbon emisyonlarını GSYİH büyümesinden ayırmış (decoupling) durumdaydı. Bu “ayrışma” eğilimi, güçlü hükümet iklim politikalarının ve uluslararası işbirliğinin etkinliğini gözler önüne seriyor ve özellikle Küresel Güney’deki büyük emisyon kaynakları arasında hızlanıyordu.

Bu gelişme neden önemliydi? Bu, ekonomik büyümenin fosil yakıt bağımlılığı olmadan da sürdürülebilir olduğunu gösteren küresel bir yapısal değişimin kanıtıydı. Ayrışma, küresel iklim hedeflerine ulaşma yolunda en büyük engelin (ekonomik maliyet) aşılabileceğine dair güçlü bir sinyal veriyordu. Peki bu dünya için ne ifade ediyordu? Bu eğilim, Paris Anlaşması gibi uluslararası anlaşmaların, hükümetlere ve işletmelere iklim bozulmasına neden olan enerji kaynaklarına alternatifler bulmaları gerektiği sinyalini başarıyla ilettiğini ve küresel ısınma tahminlerini 4°C’den 2,6°C’ye düşürme başarısında kritik rol oynadığını gösteriyordu. Türkiye için ne anlama geliyordu? Türkiye’nin, büyüme hedeflerini sürdürürken yeşil dönüşümü hızlandırma ve özellikle enerji sektöründe fosil yakıtlardan bağımsızlaşma politikasını daha da güçlendirme gerekliliğini vurguluyordu.
Küresel ayrışma hızlanıyor: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki durum
ECIU raporu, ayrışma eğiliminin farklı ülke grupları arasında nasıl ilerlediğini detaylandırıyordu:
Tavsiye Edilen Haberler
-
SürdürülebilirlikSıfır Atık Vakfı’ndan Enerji Tasarrufu Haftası çağrısı -
İklim DeğişikliğiWall Street iklim vaadinden nasıl vazgeçti? -
-

1. Ayrışmayı başaran gelişmiş ekonomiler
Küresel GSYİH’nın %46’sını oluşturan gelişmiş ekonomiler, artık emisyonları azaltırken ekonomilerini büyüten ülkelerden oluşuyordu.
- En Belirgin Ayrışmalar: İngiltere, Norveç ve İsviçre’de yaşandı.
- Sürekli Başarı: ABD, Japonya, Kanada ve Avrupa Birliği ülkelerinin çoğu da dahil olmak üzere 22 ülke, 2015 öncesi ve sonrasında on yıllar boyunca sürekli olarak ekonomik ayrışmayı başarmıştı. ABD’de Donald Trump’ın politikalarına rağmen son yirmi yılın büyük bölümünde emisyonlar düşüş gösterdi.
2. Gelişmekte olan ekonomilerde iyileşme
Son on yılda toplam 21 ülke iyileşme kaydetti; bu, ekonomik büyümeyi emisyon azaltımıyla birleştirmede yeni oyuncuların sahneye çıktığını gösteriyordu. Bu ülkeler arasında, Brezilya, Kolombiya, Mısır, Avustralya, Birleşik Arap Emirlikleri, İtalya, Meksika ve Güney Afrika gibi hem Küresel Güney’den hem de gelişmiş ülkelerden önemli ekonomiler yer alıyordu.
3. Çin’in dönüşümü: Emisyon zirvesine yakınlık
Dünyanın en büyük emisyon kaynağı olan Çin’deki değişim, küresel iklim eylemi açısından en önemli gelişme olarak öne çıktı.
- Emisyon Yoğunluğunun Azalması: 2015 ile 2023 yılları arasında Çin’in tüketim bazlı emisyonları %24 artarken, bu oran ekonomisinin büyümesinin ( %50’den fazla) yarısından daha azdı.
- Plato Aşaması: Son 18 aydır Çin’in emisyonları plato çiziyordu ve birçok analist, ülkenin emisyon zirvesine ulaşmış olabileceğine inanıyordu. Eğer Çin bu dönüm noktasını aşabilirse, küresel emisyonların düşüşe geçmesi hızlanacaktı.
4. Geriye düşenler
Yeni Zelanda, Letonya, Litvanya, Dominik Cumhuriyeti ve COP29’a ev sahipliği yapan Azerbaycan gibi sekiz ülke, 2015’ten önce fosil yakıtlardan bağımsızlaşmasına rağmen, o zamandan beri büyümeleri yeniden fosil yakıtlara bağımlı hale gelmişti.
Uluslararası anlaşmaların etkisi ve gelecek hedefleri
Rapor, Paris Anlaşması’nın ve Birleşmiş Milletler COP toplantıları gibi uluslararası görüşmelerin, küresel enerji geçişini nasıl desteklediğinin altını çiziyordu.
- Emisyon Büyümesinde Yavaşlama: Paris Anlaşması’ndan önceki on yılda yıllık CO2 emisyonlarındaki büyüme oranı %18,4 iken, bu oran 2015’ten sonra %1,2’ye yavaşladı.
- Isınma Tahminlerinin Düşüşü: Bu ilerlemeler sonucunda, yüzyıl sonu küresel ısınma tahmini 4°C’den 2,6°C’ye düştü.
ECIU raporunun yazarı John Lang, bu gelişmeleri “son derece heyecan verici” olarak nitelendirerek, “Dünya artık yapısal gerilemenin öncesinde bir ön hazırlık aşamasında. Emisyonların düşmeye başlayacağı tarihi bir noktaya yaklaşıyoruz,” dedi. Ancak iklimi istikrara kavuşturmak için önümüzdeki on yılda daha hızlı önlemler alınması gerekiyordu.
Türkiye’ye yeşil büyüme fırsatı
Bu küresel ayrışma eğilimi, Türkiye için ekonomik ve çevresel hedefleri birleştirme konusunda büyük bir fırsat penceresi açıyordu. Türkiye, 2053 Net Sıfır hedefi doğrultusunda, Yeşil Mutabakat uyumu ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) baskıları altında bulunuyordu. Rapordaki bulgular, ekonomik büyümeyi emisyon azaltımıyla sürdürmenin mümkün olduğunu kanıtladığı için, Türkiye’nin de bu küresel yapısal değişime ayak uydurması kritik önem taşıyordu:
- Enerji Dönüşümünü Hızlandırma: Brezilya ve Kolombiya gibi gelişmekte olan ekonomilerin iyileşme kaydetmesi, Türkiye’nin de yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırarak ve enerji verimliliğini artırarak ayrışmayı başarması için bir yol haritası sunuyordu.
- Politika Kararlılığı: Ayrışmayı kalıcı hale getiren faktörün “güçlü hükümet iklim politikaları” olması, Türkiye’nin uzun vadeli ve istikrarlı iklim düzenlemelerine öncelik vermesi gerektiğini gösteriyordu. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin SKDM gibi uluslararası düzenlemelere uyumunu kolaylaştıracaktı.
Kritik zirveye yaklaşırken
ECIU raporu, küresel ekonominin ve iklim eyleminin ulaştığı kritik bir dönüm noktasını işaret ediyordu. On yıl önce hayal bile edilemeyecek bir ölçekte, dünyanın büyük bir çoğunluğu, kalkınma ve çevresel sorumluluğun birbirini dışlamak zorunda olmadığını kanıtlamıştı. Özellikle Çin’in emisyon yoğunluğunu azaltması ve emisyon zirvesine yaklaşması, küresel mücadelede tarihi bir eşiğin geçilmek üzere olduğu umudunu artırıyordu.
Ancak heyecan verici bu ilerlemeye rağmen, bilimsel gerçeklik aciliyetini koruyordu. Küresel emisyonların nihayet düşüşe geçmesi (zirve yapması), iklimi stabilize etmek için gereken derin ve hızlı kesintilerin sadece başlangıcı olacaktı. Dünya, ısınmayı 1,5°C hedefinde tutmak için gereken ivmeyi yakalamakta hâlâ zorlanıyordu. Bu rapor, atılan adımların cesaret verici olduğunu, ancak önümüzdeki on yılın, “ön hazırlık aşamasından” “yapısal gerilemeye” geçişi sağlamak için en hızlı ve en kararlı eylemlerin gerçekleştirileceği dönem olması gerektiğini net bir şekilde gösteriyordu.
Kaynak: Enerji ve İklim İstihbarat Birimi (ECIU) Raporu, Küresel Karbon Bütçesi Verileri.





