Bilim insanları, gezegenimizin “soğutucusu” olarak bilinen Arktik bölgesinden gelen veriler karşısında dehşete düşmüş durumda. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) tarafından yayımlanan son rapor, Ekim 2024 ile Eylül 2025 arasındaki dönemin, 125 yıllık kayıt tarihinin en sıcak yılı olduğunu tescilledi. Fosil yakıt kullanımı nedeniyle dünyanın geri kalanından dört kat daha hızlı ısınan bölgede, deniz buzları rekor seviyede küçülürken, kar yağışının yerini sağanak yağmurlara bıraktığı bir “yeni normal” yaşanıyor. Bilim insanları, kışın tam ortasında yağan yağmurların Arktik’teki mevsim kavramını kökten değiştirdiğini ve artık “kışın yeniden tanımlanması” gerektiğini vurguluyor.
Bu gelişme neden önemliydi? Arktik’teki bu ısınma, sadece bölgesel bir doğa olayı değil, küresel bir iklim felaketinin öncü sarsıntısıdır. 2025 yılında deniz buzunun maksimum yayılımı, 47 yıllık uydu kayıtlarının en düşük seviyesine geriledi. Daha da korkutucu olanı, bölgenin en dirençli yapısı olan “eski ve kalın buz” tabakasının 1980’lerden bu yana %95 oranında yok olmasıdır. Bu durum, güneş ışığını yansıtan beyaz örtünün yerini ısıyı hapseden karanlık okyanus sularına bırakmasına ve küresel ısınmanın kontrolden çıkan bir döngüye girmesine neden olmaktadır.

Bu dünya/Türkiye için ne ifade ediyordu? Arktik’te eriyen buzlar, sadece kutup ayılarını değil, İstanbul’dan New York’a kadar tüm kıyı kentlerini tehdit eden bir deniz seviyesi yükselmesi krizini tetikliyor. 2025 yılında Grönland buz tabakasından kopan 129 milyar tonluk devasa kütle, küresel okyanus seviyelerindeki artışı hızlandırmıştır. Türkiye gibi üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke için bu durum, uzun vadede kıyı şeridindeki altyapının, tarım alanlarının ve yerleşim birimlerinin geri dönülemez şekilde sular altında kalma riskiyle karşı karşıya kalması anlamına gelmektedir.
Deniz buzlarında tarihi çöküş ve albedo etkisi
İklim bilimcilerinin “Dünyanın Buzdolabı” olarak tanımladığı Arktik bölgesi, modern tarihin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. NOAA’nın yıllık Arktik raporu, gezegenin dengesini koruyan buz örtüsünün nasıl hızla yok olduğunu çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. Özellikle 2025 yılında kaydedilen deniz buzu yayılımı, uydu kayıtlarının başladığı günden bu yana görülen en düşük maksimum seviye olarak kayıtlara geçti. Bu erime, sadece görsel bir kayıp değil, aynı zamanda albedo etkisi adı verilen kritik bir soğutma mekanizmasının çöküşüdür. Beyaz buz örtüsü güneş ışınlarını uzaya geri yansıtarak dünyayı serin tutarken, eriyen buzların yerini alan koyu renkli deniz suyu, bu ısıyı hapseder. Bu durum, bölgenin küresel ortalamadan dört kat daha hızlı ısınmasına neden olan ve “Arktik Amplifikasyonu” olarak bilinen felaket döngüsünü beslemektedir.
Tavsiye Edilen Haberler
-
-
merak edilenler13 Ocak 2026 AFAD ve Kandilli Rasathanesi son depremler listesi -
-

Kış mevsiminin yeniden tanımlanması: Karın yerini yağmur alıyor
Arktik bölgesinde yaşanan en radikal değişimlerden biri de yağış rejiminde gözlemleniyor. Colorado Üniversitesi’nden Arktik bilim insanı Matthew Langdon Druckenmiller, 2025 yılının hem en sıcak hem de en çok yağış alan yıl olmasının olağanüstü bir durum olduğunu belirtiyor. Eskiden sadece kar olarak düşen yağışlar, artık kışın ortasında bile yağmur şeklinde gerçekleşiyor. Haziran ayındaki kar örtüsü alanı, altmış yıl öncesine kıyasla yarı yarıya azalmış durumda. Kışın yağan yağmurlar, karın üzerine düştüğünde donarak sert bir buz tabakası oluşturuyor. Bu durum, ren geyikleri ve misk öküzleri gibi vahşi hayvanların karın altındaki yiyeceklere ulaşmasını engelleyerek kitlesel açlıklara yol açıyor. Druckenmiller’ın ifadesiyle, “Kış kavramı artık Arktik’te yeniden tanımlanıyor.”

Grönland’ın eriyen dev kütlesi ve kıyı kentleri için alarm
Bölgedeki sıcaklık artışı sadece deniz buzlarını değil, karadaki devasa buzulları da etkiliyor. NOAA verilerine göre, Grönland buz tabakası sadece 2025 yılı içinde tam 129 milyar ton buz kaybetti. Karadaki buzulların bu denli büyük miktarlarda erimesi, doğrudan deniz seviyelerinin yükselmesine katkıda bulunuyor. Climate Central’dan iklim bilimci Zack Labe, bu ısınmanın zincirleme etkilerinin artık her yerde hissedildiğini vurguluyor. Labe’ye göre, yükselen deniz seviyeleri kıyı şehirleri için varoluşsal bir tehdit oluştururken, Arktik’teki ekosistemin değişmesi balıkçılık faaliyetlerini altüst ediyor ve bu da küresel gıda piyasasında artan gıda faturaları olarak tüketicilere yansıyor. Arktik, her ne kadar coğrafi olarak uzak görünse de, oradaki her derecelik artış, dünyanın geri kalanındaki her şehirde doğrudan hissedilen bir ekonomik ve sosyal baskıya dönüşüyor.
Ege ve Akdeniz kıyıları için sessiz tehlike
Arktik bölgesinde yaşanan bu ekstrem ısınma ve buz kaybı, Türkiye’nin de dahil olduğu Akdeniz Havzası için çok boyutlu riskler barındırmaktadır. Grönland’da eriyen 129 milyar tonluk buz, küresel deniz seviyelerini yükseltirken, bu durum İstanbul, İzmir ve Antalya gibi düşük rakımlı kıyı kentlerimizde uzun vadede ciddi su baskınlarına ve kıyı erozyonuna neden olma potansiyeli taşımaktadır. Özellikle turizm ve tarım faaliyetlerinin yoğun olduğu Ege ve Akdeniz kıyılarında, deniz seviyesindeki her santimetrelik artış, yeraltı sularının tuzlanmasına ve tarımsal verimliliğin düşmesine yol açacaktır.
Ayrıca Arktik’teki bu devasa enerji dengesizliği, “Jet Stream” adı verilen yüksek irtifa rüzgarlarını bozarak, Türkiye’de de son yıllarda sıkça görülen ekstrem hava olaylarını tetiklemektedir. Bir gün aşırı sıcakların yaşanıp ertesi gün ani sel baskınlarının görülmesi, kutup bölgesindeki iklim düzenleyicisinin bozulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Türkiye, Arktik’ten uzakta olsa da, kutup bölgesinde “kışın yeniden tanımlanması”, Anadolu’da da tarımsal takvimin şaşması, kuraklık periyotlarının uzaması ve ani meteorolojik afetlerin artması anlamına gelmektedir.
Gezegenin soğutucusu bozuldu: Adaptasyon mu, mücadele mi?
NOAA’nın 2025 yılı Arktik raporu, artık iklim değişikliğinin “geleceğin sorunu” olmadığını, bugün her yönüyle hayatımıza girdiğini kanıtlıyor. Arktik’te kışın yağmur yağması, ekolojik dengenin artık onarılamaz bir noktaya doğru sürüklendiğinin en net işaretidir. Bilim insanlarının “kış yeniden tanımlanıyor” uyarısı, aslında insanlığın doğaya dair bildiği tüm temel kabullerin sarsıldığını göstermektedir. Eriyen buzlar sadece bir doğa olayı değil; ekonomik maliyetler, gıda güvensizliği ve göç dalgalarını tetikleyen bir küresel güvenlik meselesidir.
Bu noktada alınması gereken en büyük ders; Arktik’te yaşananların Arktik’te kalmadığıdır. Gezegenin bir ucundaki termometre rekor kırdığında, diğer ucundaki bir balıkçının ağları boşalmakta, bir çiftçinin tarlası kurumakta veya bir kıyı şehri sakini evini kaybetme riskiyle yüzleşmektedir. Fosil yakıtlardan çıkış stratejileri ve karbon emisyonlarını radikal bir şekilde düşürmek artık bir tercih değil, hayatta kalma zorunluluğudur. Eğer kışın yeniden tanımlanmasına izin verirsek, çok yakında baharın ve yazın da insan yaşamına uygun olmayacak şekilde yeniden tanımlandığı bir dünyada uyanabiliriz.
Kaynak
- ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA)
- Colorado Üniversitesi Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi
- Climate Central
- Arktik Bilim İnsanı Matthew Langdon Druckenmiller
- İklim Bilimci Zack Labe





