DSÖ’ye iklim krizi çağrısı: “Küresel halk sağlığı acil durumu ilan edilmeli”

Haber Giriş: 11:57, 17.05.2026
Güncelleme: 11:57, 17.05.2026
Fotoğraf Kaynağı: Alex Safaresi

İklim krizinin sağlık üzerindeki etkileri konusunda uluslararası baskı büyürken, önde gelen uzmanlar Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) tarihi bir çağrıda bulundu. Bağımsız Avrupa İklim ve Sağlık Komisyonu, iklim değişikliğinin artık yalnızca çevresel bir sorun değil, küresel ölçekte bir halk sağlığı tehdidi olduğunu belirterek DSÖ’nün krizi “uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu” ilan etmesini istedi. Uzmanlara göre mevcut politikalar değişmezse milyonlarca insan önlenebilir hastalıklar ve aşırı hava olayları nedeniyle yaşamını yitirebilir.

Komisyonun hazırladığı raporun, DSÖ Dünya Sağlık Asamblesi öncesinde Avrupa’daki sağlık bakanlarına sunulması bekleniyor. Rapor, dang humması ve chikungunya gibi vektör kaynaklı hastalıkların yayılımından aşırı sıcak hava dalgalarına, hava kirliliğinden gıda güvensizliğine kadar çok sayıda sağlık riskinin artık doğrudan iklim değişikliğiyle bağlantılı hale geldiğini ortaya koyuyor.

İklim krizi için en yüksek sağlık alarmı talebi

DSÖ tarafından daha önce Covid-19 ve Mpox gibi salgınlar için kullanılan “uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu” (PHEIC) statüsü, kurumun en yüksek alarm seviyesi olarak kabul ediliyor. Uzmanlar, iklim krizinin de benzer ölçekte küresel koordinasyon gerektirdiğini savunuyor.

11 üyeden oluşan bağımsız komisyonun açıklamasında, iklim değişikliğinin yalnızca çevreyi değil sağlık, ekonomi, gıda güvenliği, su kaynakları ve toplumsal istikrarı tehdit ettiği vurgulandı. Raporda, hükümetlerin bugüne kadar verdiği tepkilerin tehdidin büyüklüğüyle orantılı olmadığı belirtildi.

Komisyona başkanlık eden İzlanda’nın eski başbakanı Katrín Jakobsdóttir, iklim krizinin klasik bir pandemi gibi görülmemesi gerektiğini ancak insan yaşamı üzerindeki etkilerinin benzer derecede yıkıcı olduğunu söyledi. Jakobsdóttir, daha hızlı ve kapsamlı önlem alınmaması halinde milyonlarca insanın ya hayatını kaybedebileceğini ya da ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşabileceğini ifade etti.

Londra Hijyen ve Tropikal Tıp Okulu’ndan çevre değişikliği ve halk sağlığı profesörü Andrew Haines ise mevcut emisyon seviyelerinin devam etmesi durumunda aşırı sıcaklar, seller, bulaşıcı hastalıklar ve orman yangınlarından kaynaklanan hava kirliliğinin daha büyük sağlık krizlerini tetikleyeceğini belirtti.

Fosil yakıt sübvansiyonları sağlık sistemi için tehdit olarak görülüyor

Raporda en dikkat çekici başlıklardan biri de fosil yakıt desteklerine yönelik eleştiriler oldu. Komisyon, Avrupa hükümetlerinin petrol ve doğalgaz sektörüne sağladığı teşviklerin doğrudan halk sağlığını olumsuz etkilediğini savundu.

Verilere göre Avrupa’da fosil yakıt üretimi için yılda yaklaşık 444 milyar avro sübvansiyon sağlanıyor. Raporda, yalnızca Avrupa’da hava kirliliği ve fosil yakıt kullanımına bağlı nedenlerle her yıl yaklaşık 600 bin erken ölüm gerçekleştiği ifade edildi.

2023 yılında 12 Avrupa ülkesinde fosil yakıt sübvansiyonlarının ulusal sağlık harcamalarının yüzde 10’unu aştığı belirtilirken, dört ülkede bu desteklerin toplam sağlık bütçesinden daha yüksek seviyeye ulaştığı aktarıldı.

Jakobsdóttir, mevcut enerji politikalarının sürdürülebilir olmaktan uzak olduğunu belirterek, “Bu yalnızca bir enerji politikası sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı başarısızlığı” değerlendirmesinde bulundu. İran merkezli jeopolitik gerilimlerin ardından yeni fosil yakıt yatırımlarının gündeme gelmesinin sağlık açısından “felaket sonuçlar” doğurabileceğini söyledi.

İklim değişikliği ruh sağlığını da etkiliyor

Komisyon raporu, iklim krizinin yalnızca fiziksel sağlık üzerinde değil ruh sağlığı üzerinde de ciddi etkiler oluşturduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre aşırı hava olayları, ekonomik belirsizlikler ve gelecek kaygısı özellikle genç nüfus üzerinde ciddi psikolojik baskı yaratıyor.

Raporda hükümetlere, iklim değişikliği kaynaklı yanlış bilgi ve dezenformasyonla mücadele edecek mekanizmalar geliştirme çağrısı da yapıldı. Ayrıca ülkelerin düzenli iklim-sağlık etki analizleri hazırlaması gerektiği ifade edildi.

Jakobsdóttir, iklim krizinin günlük yaşam üzerindeki etkilerinin artık doğrudan hissedildiğini belirterek Avrupa şehirlerinde yaşam sürelerinin kısaldığını, hastanelerin artan yük altında zorlandığını ve ruh sağlığı sorunlarının büyüdüğünü söyledi. Temiz hava politikaları, sürdürülebilir ulaşım sistemleri ve enerji verimli konutların hem sağlık hem de iklim açısından ortak çözüm sunduğunu dile getirdi.

Sağlık sistemleri aşırı hava olaylarına karşı yetersiz kalabilir

Raporda sağlık altyapısının da hızla değişen iklim koşullarına uyum sağlaması gerektiği belirtildi. Uzmanlar, birçok hastanenin aşırı sıcaklar ve sel riskleri dikkate alınmadan inşa edildiğini, bunun gelecekte ciddi krizlere yol açabileceğini ifade ediyor.

Haines, özellikle Avrupa’daki sağlık sistemlerinin sıcak hava dalgalarına karşı kırılgan olduğunu belirterek birçok hastanenin enerji verimliliği açısından yetersiz durumda bulunduğunu söyledi. İklim değişikliği öncesi koşullara göre planlanan sağlık tesislerinin artık yeni risklere göre yeniden yapılandırılması gerektiğini vurguladı.

Rapora göre sağlık sektörü küresel karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 5’inden sorumlu. Bu nedenle uzmanlar, sağlık sistemlerinin yalnızca uyum sağlamasının değil aynı zamanda emisyon azaltımına katkı verecek şekilde dönüşmesinin de zorunlu olduğunu savunuyor.

DSÖ ve bilim dünyasından destek mesajları

DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge, rapordaki önerilerin önemine dikkat çekerek iklim krizinin aynı anda sağlık, güvenlik ve ekonomik istikrar sorunu haline geldiğini söyledi.

Kluge, hükümetlerin bugün aldığı kararların gelecek nesillerin sağlık yükünü belirleyeceğini ifade ederek iklim değişikliğinin artık Avrupa’daki 53 üye devlet için bir sağlık acil durumu olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.

World Health Organization bünyesindeki tartışmalar sürerken, Potsdam Institute for Climate Impact Research Direktörü Johan Rockström da çağrıya destek verdi. Rockström, gezegen sınırlarının aşılmasıyla birlikte iklim krizinin artık milyonlarca insanı doğrudan etkileyen küresel bir sağlık tehdidine dönüştüğünü belirterek bilimsel verilerin bu alarm seviyesini haklı çıkardığını söyledi.

Uzmanlara göre DSÖ’nün böyle bir ilan yapması iklim krizini tek başına durdurmayacak. Ancak bu adım, hükümetleri sağlık merkezli daha güçlü ve koordineli iklim politikaları geliştirmeye zorlayabilecek küresel bir dönüm noktası olarak görülüyor.

Bültenimize abone olun

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Sosyal Medya Hesaplarımıza Abone Olun!

En güncel çevre haberlerini kaçırmayın. Bizi takip edin!

Facebook Twitter Instagram Bluesky Mastodon Linkedin Telegram Youtube
Scroll to Top
×