Marmara’da pas rengi su: Neden kızıl gelgit?

Haber Giriş: 11:29, 27.04.2026
Güncelleme: 11:29, 27.04.2026

Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara kıyılarında görülen pas rengi, yeşil ya da kremsi birikimlerin şimdilik müsilaj olmadığını; kızıl gelgit ve polen birikiminin etkili olduğunu, ancak müsilaj riskinin devam ettiğini açıkladı.

Marmara Denizi, nisan ayının başından bu yana farklı renklenmelerle dikkat çekiyor. Prof. Dr. Mustafa Sarı, 10 Nisan’dan itibaren özellikle Tekirdağ kıyılarından başlayarak çok sayıda noktada pas rengi, koyu yeşil, sarımtırak ve zaman zaman yüzeyde kremsi görünümler izlendiğini söyledi. Ona göre bu oluşumlar şimdilik müsilaj değil. Kıyısal şeritlerdeki renk değişiminin başlıca nedeni, halk arasında “red tide” olarak bilinen kızıl gelgit ve buna ek olarak rüzgâr ile yağışların taşıdığı polenlerin kıyıda birikmesi.

Sarı, kış boyunca deniz suyunda biriken azot ve fosfor yükünün, sıcaklıklar yükselince bazı alg gruplarını hızla çoğalttığını anlatıyor. Bu çoğalma, suyun görünümünü kısa sürede değiştirebiliyor. Polenlerin etkisi ise daha çok turuncuya çalan bir renk üretiyor. “Nisanın ilk iki haftası boyunca Marmara kıyılarında yaptığımız örnekleme, ölçüm ve dalışlarda şimdilik müsilaja rastlamadık. Ancak görüş çok düşük ve alg artışı çok yüksek” diyor. Bu tablo, bugün görülen renklenmenin farklı bir süreçten kaynaklandığını gösterse de riskin bittiği anlamına gelmiyor.

“Müsilaj riski devam ediyor”

Müsilaj için temel koşullar hâlâ ortada. Sarı, “Marmara’nın kirlilik yükü azalmadığı sürece müsilaj riski hep var. Su sıcaklığı artışını takiben yeni bir müsilaj oluşumu ortaya çıkabilir” uyarısını yapıyor. Denize taşınan besin tuzlarının kontrol edilememesi ve sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi, ekosistemi kırılganlaştırıyor. Bu nedenle bugün kızıl gelgit ve polen birikimiyle karşılaşsak bile, yaz aylarına doğru kalıcı iyileşme ancak yükü azaltmakla mümkün.

Kızıl gelgit nedir?

Kızıl gelgit, tek başına paniğe yol açacak bir durum değil; fakat etkileri yer ve zamana göre değişebiliyor. Bazı türlerin baskınlaştığı dönemlerde su rengi koyulaşır, görüş düşer ve kıyıda köpüksü veya kremsi bir tabaka oluşabilir. Bu oluşumlar her zaman toksik değildir. Yine de balıkçılık, turizm ve kıyı kullanımı kısa süreli olumsuz etkilenebilir. Bu yüzden izleme çalışmalarının kesintisiz sürmesi, erken uyarı ve doğru bilgilendirme için kritik önem taşır.

“Marmara’yı atık çukuru gibi kullanmayalım”

Prof. Sarı, çözümün kapısını net biçimde tarif ediyor. “Lütfen Marmara Denizi’ni atık çukuru olarak kullanmaktan vazgeçelim. Çalışmayan arıtma tesislerini çalıştıralım, Marmara için bütçe ayıralım. Bir litre bile evsel, endüstriyel, tarımsal ve diğer atıkları arıtmadan denize boca etmeyelim.” Ona göre yalnız teknik önlemler yetmez. Toplumun her kesimine ulaşacak, yaş gruplarına göre uyarlanmış eğitimler, billboard çalışmaları, kısa filmler ve oyunlar gibi materyallerle farkındalığı yükseltmek gerekir. Bu yaklaşım, hem yanlış alarm ile gereksiz korkuyu önler hem de gerçek risk anlarında hızlı ve doğru davranışı destekler.

Marmara Denizi için önlem şart

Bugünkü saha verileri, Marmara için “yakın izle ve hızlı önlem” çizgisini işaret ediyor. Öncelik, kirliliği kaynağında azaltmak. Arıtma tesislerinin kesintisiz ve etkili çalışması, yağmur suyu–atıksu ayrımının şehirlerde eksiksiz yapılması ve sanayi deşarjlarının sıkı denetimi, besin tuzu yükünü düşürür. Belediyeler ve ilgili kurumlar şeffaf veri paylaşırsa, akademi ve sivil toplum sahadaki gözlemlerle bu verileri doğrulayabilir. Böylece hem kızıl gelgit dönemlerinde hem de olası müsilaj başlangıç fazlarında hızlı karar almak mümkün olur.

Kıyı kullanıcıları için günlük pratikler de önemlidir. Görüşün düştüğü, yüzeyde renklenmenin arttığı günlerde denize girilecek alanları yerel uyarılara göre seçmek gerekir. Kıyıda kremsi birikimler veya yoğun polen tabakaları görüldüğünde yetkililere bilgi vermek, izleme ekiplerinin işini kolaylaştırır. Balıkçılar, ağlarını bu dönemlerde daha sık kontrol ederek biofilm ve alg birikimini temizlerse av verimini korur. Turizm işletmeleri ise kıyı bandında düzenli yüzey temizliği yaparak kısa süreli estetik sorunların büyümesini önleyebilir.

Marmara, milyonlarca insanın yaşamı ve geçimi için hayati bir ekosistem. Son yıllardaki krizlerden çıkardığımız ders açık: Sorun, tek bir mevsimin meselesi değil; süreklilik isteyen bir yönetim konusu. Bugün kızıl gelgit ve polen birikimiyle gördüğümüz renklenmeler, sistemin ne kadar hassas olduğunu hatırlatıyor. Yarın müsilaj riskini azaltmak için bugün atıkları durdurmak, arıtmayı güçlendirmek ve toplumsal farkındalığı artırmak şart. Prof. Sarı’nın çağrısı da tam burada anlam kazanıyor: Marmara’yı korumak mümkün; yeter ki bilimle, denetimle ve ortak sorumlulukla hareket edelim.

Bültenimize abone olun

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Sosyal Medya Hesaplarımıza Abone Olun!

En güncel çevre haberlerini kaçırmayın. Bizi takip edin!

Facebook Twitter Instagram Bluesky Mastodon Linkedin Telegram Youtube
Scroll to Top
×