Dünyada sanılandan çok daha fazla arı türü bulunuyor. Wollongong Üniversitesi (UOW) evrimsel biyoloğu James Dorey liderliğinde yürütülen yeni bir araştırma, küresel ölçekte arı türlerinin sayısını ilk kez ayrıntılı biçimde tahmin ederek bu hayati tozlayıcıların gezegendeki dağılımına daha net bir bakış sundu.
Nature Communications dergisinde 24 Şubat Salı günü yayımlanan çalışmaya göre, dünyadaki arı türlerinin toplam sayısı 24.705 ile 26.164 arasında değişiyor. Bu da bilim insanlarının daha önce kayıt altına aldığı türlere ek olarak en az 3.700 ila 5.200 arasında henüz tanımlanmamış arı türü olabileceği anlamına geliyor.
Araştırma, kıta ve ülke bazında bugüne kadarki en kapsamlı sayımı sunuyor ve çok sayıda arı türünün hâlâ sınıflandırılmamış ya da gözden kaçmış olabileceğini ortaya koyuyor. Bulgular, arıların ekosistemler ve gıda üretimi için taşıdığı kritik öneme rağmen hâlâ tam olarak anlaşılmadığını gösteriyor.
“Kaç tür olduğunu bilmek hayati önemde”
Dr. Dorey, tür sayısının bilinmesinin koruma ve arazi yönetimi açısından temel olduğunu belirtti.
“Bir yerde ya da arılar gibi bir grupta kaç tür bulunduğunu bilmek gerçekten önemlidir. Bu, koruma, arazi yönetimi ve hatta evrim ve ekosistemlerle ilgili büyük ölçekli bilimsel sorulara yaklaşımımızı şekillendirir,” dedi.
Tavsiye Edilen Haberler
Arıların kilit türler olduğuna dikkat çeken Dorey, “Çeşitlilikleri sağlıklı çevrelerin ve dayanıklı tarımın temelini oluşturur. Kaç arı türü olduğunu anlamazsak, hem doğayı hem de tarımı korumak için bulmacanın önemli bir parçasını kaçırmış oluruz” ifadelerini kullandı.
Türkiye, Avrupa’dan daha fazla keşfedilmemiş türe sahip olabilir
Araştırmacılar, 186 ülkeye ait küresel veri kümeleri, taksonomi kayıtları, ülke tür listeleri ve bilimsel literatürü kullanarak istatistiksel tahminler yaptı.
Sonuçlar bazı sürprizler ortaya koydu. Avrupa’da, özellikle İsveç ve İsviçre gibi tür çeşitliliğinin istikrarlı olduğu ülkelerde, keşfedilmeyi bekleyen arı türü sayısının görece düşük olduğu belirlendi. Bu durum, Avrupa’da bilimsel bilginin gerçek çeşitliliğe daha yakın olduğunu gösteriyor.
Buna karşılık Türkiye’de henüz keşfedilmemiş ve adlandırılmamış yaklaşık 843 arı türü olabileceği tahmin ediliyor. Bu sayı, tüm Avrupa kıtasındaki tahmini keşfedilmemiş tür sayısından daha yüksek.
Ada ülkelerinin ise kıta ülkelerine kıyasla daha zengin bir arı çeşitliliğine sahip olduğu ve çok sayıda endemik tür barındırdığı belirtildi. Ancak bu ülkeler aynı zamanda iklim değişikliğinden orantısız şekilde etkileniyor.
“Taksonomik darboğaz” keşifleri yavaşlatıyor
Çalışmaya göre bilim insanları 1960’tan bu yana her yıl ortalama 117 yeni arı türü keşfedip adlandırıyor. Bu hızın uzun süredir istikrarlı kalması, yeni tür bulunmadığı için değil, bunları tanımlayacak yeterli uzman olmamasından kaynaklanıyor.
Dorey bu durumu “taksonomik darboğaz” olarak nitelendirdi. Mevcut hızla devam edilmesi halinde, arı türleriyle ilgili bilgi açığının tamamen kapatılmasının en az 30 ila 45 yıl sürebileceği belirtiliyor.
Araştırma, özellikle Afrika, Asya ile Orta ve Güney Amerika’daki birçok ülkede yüksek tür çeşitliliğine rağmen araştırma kapasitesi ve finansman eksikliği bulunduğuna dikkat çekiyor. Bölgesel veri yetersizliği, tür kayıpları, kaçak toplama, siyasi ve kültürel engeller ile bilgi paylaşımındaki kısıtlamalar da süreci zorlaştırıyor.
Dorey ayrıca Avustralya gibi nispeten zengin ülkelerde bile genetik verilerin yeterince kullanılmaması nedeniyle tür sayısının muhtemelen düşük tahmin edildiğini söyledi.
Biyoçeşitlilik için “hazine haritası”
Araştırmacılar, çalışmanın yalnızca arılar için değil, diğer organizmalar için de yeni türlerin nerede bulunabileceğine dair bir “hazine haritası” sunduğunu vurguluyor.
Bilim insanları Dünya’da yaklaşık 2,2 milyon tür bulunduğunu tahmin ediyor. Ancak özellikle böcekler ve omurgasızlar söz konusu olduğunda gerçek sayının çok daha yüksek olabileceği düşünülüyor.
Taksonomik boşlukların kapatılması; tür kayıplarını izlemek, habitatları korumak ve ekosistemlerin dayanıklılığını ölçmek açısından kritik önem taşıyor. Arılar özelinde ise doğru tür sayısının belirlenmesi, hem biyoçeşitliliğin hem de küresel gıda güvenliğinin korunması için temel bir adım olarak görülüyor.









