Isındıkça daha çok soğutuyoruz, daha çok soğuttukça ısınıyoruz! Klimalar iklim değişikliğini daha da kötüleştirebilir

Yayın: 27 Şubat 2026 07:41
Güncelleme: 27 Şubat 2026 07:41
Fotoğraf Kaynağı: Willian Justen de Vasconcellos

Küresel sıcaklıklar yükseldikçe serin kalmak için başvurduğumuz klimalar, emisyonları artırarak gezegeni biraz daha ısıtabilir.

Nature Communications’ta yayımlanan yeni çalışma, 2050’ye kadar hem yükselen sıcaklıklar hem de gelir artışları nedeniyle klima kullanımının iki kattan fazla büyüyeceğini öngörüyor. Araştırmaya göre bu eğilim, beklenen sera gazı emisyonlarına kayda değer bir katkı yapacak ve küresel ısınmaya 0,015°C ile 0,05°C arasında ek bir artış ekleyebilecek.

Çalışmanın işaret ettiği risk, bir geri besleme döngüsü. Sıcaklıklar arttıkça daha çok soğutma talebi doğuyor; artan elektrik tüketimi ve soğutucu gaz sızıntıları emisyonları büyütüyor; bu da daha fazla ısınmayı tetikleyerek yeni bir soğutma ihtiyacına yol açıyor.

Çevre Bülteni

Doğanın Hikâyesine Ortak Ol

Her hafta iklim krizi, çevre kirliliği ve sürdürülebilirlikle ilgili en önemli haberleri al.

Eşitsizlik boyutu da çarpıcı. Güney Asya ve Afrika gibi sıcaklığa en hassas bölgelerin klimaya erişimi sınırlıyken, Avrupa ve Kuzey Amerika’da ihtiyaç görece düşük olsa da kullanım yüksek. Pekin Teknoloji Enstitüsü’nden başyazar Hongzhi Zhang, “Düşük gelirli tüm bölgeler zenginlerle aynı klima erişimine ulaştığında, en iyimser senaryoda bile 0,05°C’ye varan ek ısınma görülebilir” diyor.

Klimalar havayı ısıtıyor

Klimaların iklimi ısıttığı uzun süredir biliniyor. Birleşmiş Milletler’in 2023 tahminine göre soğutma ve iklimlendirme sistemleri, doğrudan (soğutucu sızıntıları) ve dolaylı (elektrik tüketimi) etkilerle küresel emisyonların yaklaşık yüzde 7’sinden sorumlu. Konut tipi klima sayısı 2000’den bu yana üçe katlanarak 2022’de 1,5 milyarı aştı. Uluslararası Enerji Ajansı, 2023’te yüzde 37 olan hanehalkı sahipliğinin 2030’da dünya nüfusunun yüzde 45’ini geçebileceğini öngörüyor.

Araştırma ekibi, iklim bilimi, enerji-ekonomi modellemesi ve eşitsizlik analizini bir araya getirerek farklı gelecek senaryolarını (SSP’ler) test etti. Nem, sıcaklık, nüfus ve gelir dinamiklerine göre soğutma ihtiyacını hesapladı; buradan kaç cihaz satın alınacağı, ne kadar elektrik tüketileceği ve hangi düzeyde emisyon üretileceğini çıkardı. Sonuç yalın: Sadece klimalara yaslanmak çözüm değil. Düşük ve orta gelirli ülkelerin serin kalma hakkı gözetilirken, soğutmanın iklim etkisi hızla azaltılmalı.

Alternatif öneriler

Bunun yolu, yüksek küresel ısınma potansiyelli HFC’lerden düşük GWP’li ve doğal soğutuculara geçmekten; elektrik şebekelerini karbonsuzlaştırmaktan; yalıtım, gölgeleme, beyaz/soğuk çatı, ağaçlandırma gibi pasif serinletmeyi yaygınlaştırmaktan ve talep tarafı yönetimiyle pik saatlerde klima yükünü aşağı çekmekten geçiyor.

Davranışsal değişimler de önem taşıyor: Termostat ayarlarının makul düzeyde tutulması, en sıcak saatlerde kullanımı sınırlama ve düzenli bakım gibi basit adımlar toplam etkiyi hissedilir biçimde azaltabiliyor. Birmingham Üniversitesi’nden Prof. Yuli Shan, “Aşırı sıcağa karşı kendimizi korurken sorunu daha da kötüleştiren bir ‘silahlanma yarışına’ kilitlenme riskiyle karşı karşıyayız” uyarısını yapıyor.

Türkiye için neden önemli

Akdeniz havzası, küresel ortalamanın üzerinde ısınıyor. Türkiye’de yaz sıcak dalgalarının sıklığı, süresi ve şiddeti artarken, konut ve ticari binalarda soğutma derece-günleri yükseliyor. Bu da yaz aylarında eşzamanlı klima kullanımını artırarak akşamüstü pik talebi yukarı taşıyor. Piklerin fosil ağırlıklı üretimle karşılanması emisyonları ve sistem maliyetini büyütüyor; enerji ithalatı ve şebeke güvenliği baskı altında kalıyor. Yoğun yerleşimlerde dış ünitelerin attığı ısı kentsel ısı adasını besliyor, dış mekân konforu ve halk sağlığı üzerinde ek yük oluşturuyor. Türkiye’nin güçlü güneş ve rüzgâr kapasitesi, verimli soğutma ve şebeke esnekliğiyle eşleştirildiğinde bu riskler yönetilebilir; aksi halde artan soğutma talebi dönüşümü yavaşlatabilir.

Türkiye’de klima kullanım eğilimleri

Kıyı şeritlerinde ve turizm bölgelerinde hanehalkı klima sahipliği daha yüksek; İç ve Doğu Anadolu’da ısıtma öncelikli olsa da yazları daha sıcak geçen kentlerde klima kullanımı hızla yayılıyor. Perakende, ofis, hizmet ve turizm sektörlerinde merkezi ve bireysel soğutma yaygın. Son yıllardaki sıcak dalgaları talebi artırırken, inverter teknolojisi ve yüksek verim sınıfına geçiş faturaları ve şebeke üzerindeki yükü azaltmada belirleyici olabilir. Dinamik tarifeler, akıllı sayaçlar ve gönüllü talep azaltım programlarıyla pik yüklerin kaydırılması da sistem işletimi açısından önem taşıyor.

Klimanın çevreye etkisi ve ne yapılmalı

Mevcut cihazlarda yaygın kullanılan R‑410A gibi soğutucuların sızıntıları güçlü iklim etkisi yaratıyor; üretimden bakıma ve bertarafa kadar tüm yaşam döngüsünde sızıntı kontrolü ve düşük GWP’li alternatiflere (örneğin R‑32, R‑290) geçiş hızlandırılmalı. Elektrik üretiminin karbonsuzlaşması, klimaların dolaylı emisyonunu hızla düşürür. Yoğun kentlerde dış ünitelerin atık ısısı ısı adasını büyüttüğünden, gölgeleme, yansıtıcı çatı/cephe ve yeşil altyapı ile dış ortamın serinletilmesi bütüncül stratejinin parçası olmalı. Cihazların ömrü dolduğunda soğutucuların geri kazanımı ve malzemelerin geri dönüşümü çevresel zararı minimize eder.

Sonuç açık:

Soğutmaya adil erişimi güvence altına alırken, daha temiz ve verimli teknolojilere hızla geçmek; binaları pasif serinletecek biçimde tasarlamak ve şebekeyi esnekleştirip karbonsuzlaştırmak, ısınan dünyada serinliğin bedelini iklim açısından sürdürülebilir kılmanın tek yolu.

Bültenimize abone olun

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Et

Çevre hikâyelerini kaçırma

İklim krizi, çevre kirliliği, deprem ve hava durumu haberlerini sosyal medyada da anlık olarak takip et.

Scroll to Top
×